Yakın Tarihimizde Masonluk

Tolga Gerger

“Duyduğun ve yapıldığını gördüğün hiçbir şeyi 
 Nereye gidersen git kimseye söylememelisin

REGIUS(Tahmini 1390)

Bir berberin dili her zaman iyi olmalıdır. Gelen müşteri devamlı olsun diye  konu konuyu açar ve ilgiye göre sohbet edilir. Benim berberimde açıkçası öyle.. Geçtiğimiz günlerde yine berberimdeydim konular açıldıkça sohbetimiz derinleşti. “Abi” dedi “Dünyayı masonlar yönetiyormuş aslı var mı?” diye bir soru sordu. Hemen içimden eyvah dedim. Çünkü berberim daha öncede bu konuyu benimle konuşmak istemişti. Her neyse hemen politik bir cevap vermek istedim “Yani” dedim “Komplo teorisi pek inanmamak lazım” diyerek işin için sıyrılmak istedim. Hemen cep telefonunu açıp bana youtube üzerinden birkaç video izletti. Youtube’da ki videoların gerçek olduğuna o kadar çok inanmış ki gülmemek için kendimi zor tuttum. Her şeye rağmen berberimi seviyorum mesleğine aşık iyi bir aile babası. İnternette her gördüğüne inanan milyarlarca insandan o sadece biri..Ülkemizde en çok tutan kitaplara en çok öğrenilmek istenilen konulara şöyle bir bakalım. İllaki bu konuların içinde Masonluk vardır. Genel olarak gördüğüm şey şu; insanlar bilinmeyen yada hakkında çok konuşulan konular hakkında her daim efsanelere inanmaya hazır. Elbette bunun psikolojik bir karşılığı vardır fakat bunu benim açıklamam imkansız.. Popüler kültür dedikleri galiba tam bu oluyor. İnternette Masonluk, İllüminati yada garip bilinmeyen teşkilatlar hakkında milyarlarca sonuç bulmak mümkün. Komplo teorileri havada uçuşuyor ve bu teoriler kendi alıcısı için ciddi bir pazar oluşturmuş durumda. Ünlülerin giyindikleri kıyafetlerin, kliplerin, çizgi filmlerin bazı teşkilatlara hizmet ettiğine inanan milyarlarca insan var. Bunu elbette bizlerin bilmesi mümkün değil fakat Rihanna, Lady Gaga vb insanların şayet varsa böyle bir örgüte hizmet vermesi açıkçası o örgüt için gülünç olsa gerek. Tarihte böyle gizli örgütler vardı bugünde var fakat gizli örgüt adı üzerinde gizli bir örgüttür. Bazı şeylerin bu tarz yapılanmalardan dışarı sızması bir hayli imkansız. Bu tarz bilgiler sızsa bile ciddi bilimsel araştırmalara konu olur. Böyle ciddi kitapları artık Avrupa’da bile bulmak zor. Son dönemin ünlü İngiliz tarihçilerden Niall Ferguson’un  The House of Rothschild bu tarz ciddi araştırmalar sonrası hazırlanan bir kitaptır.  Son yıllarda ülkemizde de popüler olan Dan Brown gibi yazarlar ve ürettikleri aşırı komplo teorilerini okuyucular oldukça beğeniyor. Tabi bunlar bahsettiğimiz kitleyi doyurmak için hazırlanan ve gerçekliği olmayan eserler.. Ülkemizde ise berberimin de dahil olduğu geniş bir kitle Masonlukla alakalı “efsanevi” bilgilere inanıyor. Bu konu hakkında Türkçe yazılmış binlerce kitap var. Bu kitapların çoğu tarihi gerçeklikle ile alakalı olmayan para kazanmak amaçlı yapılan işler. Yaşanan her konu Masonluk ve alakası olduğu düşünülen Yahudilikle ilişkilendiriliyor. Elbette Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Masonlukla alakalı hazırlanmış azda olsa ciddi esere ulaşmak mümkün…Bu doğrultuda tarihin evrakla yapıldığını asla unutmamamız gerekiyor.

Bir dostum Masonlukla alakalı sonu yazılmamış bir roman demişti. Dediği son derece doğru.  Öyle bir örgüt düşünün ki tarihin her anında orada. Tabi dünyada Masonların yaptıklarıyla alakalı geniş bilgi sahibi olmak bir hayli güç fakat ülkemizde bu yapının ciddi bir tarihi var. Ayinlerinde ritüellerin sembollerin kullanıldığı biliniyor. Mason olduktan sonra belli aşamalar sonrasında ulaşılan derecelerde farklı ayinler olmaktadır. Bu ayinlerin Türkçe olarak yazıldığını bugün biliyoruz. Az sayıda basılan bu kitaplara enderde olsa bazı sahafçılarda rastlamak halen mümkün.. Tarihimizde ise Masonluk  kimi zaman oldukça güçlü kimi zaman bilinmeyen kimi zaman iftiralara uğramış bir birliktelik.. Bu doğrultuda  gizli sayılabilecek bu teşkilatın tarihimizde olan etkisini anlatmakta fayda görüyorum.

( http://sinanculuk.blogspot.com.tr/2012/06/farmasonlardan-bahseden-en-eski-arsiv.html )

Türkiye’de Masonlukla alakalı en eski tarihi evrak Sayın Sinan Çuluk tarafından yayınlanmıştır. Sayın Çuluk’un yayınladığı bu evrak 1789 yılında Erzurum Gümrükçüsü Mehmet Esad Ağa’dan Halil Ağa’ya gönderilen mektuptur. Mektupta eski üst düzey devlet adamlarının tabiriyle  “farmason” ifadesi ilk defa  yer almaktadır. Belgede “Vezir olup Farmasonların canına limon sıkmak” ifadesini kullanan Mehmet Esad Efendi yaşadığı sıkıntıları Masonların gücüne bağlamaktadır. 1720 yılında elçi olarak Paris’e giden ve burada yaşadıklarını Sefaretname adlı eserde toplayan Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin bilinen ilk Mason olduğu iddia edilmekte. Paris’te yaşadığı dönemde bu gizli örgütle teması olduğu düşünülen Mehmet Çelebi dönüşünde yanında getirdiği ve matbaanın kurucusu olan Macar asıllı İbrahim Müteferrika’nın Masonluğu Türkiye’ye yaydığı iddialardan bir tanesi. Her ikisinin de Mason olduğuna dair elimizde net bir bilgi yok. 1721 yılında Fransız Masonlarının İstanbul’da bir loca kurduğu bazı kaynaklarda görülür. Londra’da çıkan St James Evening Post gazetesinin 24 Mayıs 1738 tarihli nüshasında da İstanbul, İzmir ve Halep’te Mason localarının açıldığına dair haberlere rastlanmaktadır. Türkiye Büyük Locası ise Meşrutiyet sonrası 1909 yılında kurulur. Türkiye Masonluğunun ilk büyük üstadı İttihat ve Terakki’nin en önemli isimlerinden biri olan Talat Paşa’dır.

1782-1785 yılları arasında Sadrazamlık yapan Halil Hamid Paşa’nın Mason olduğu iddia edilmektedir. Halil Hamid Paşa, Nişancı Yenişehirli Osman Efendi gibi devletin ileri gelenleri bu teşkilata katıldı. Amaçları I. Abdülhamit’i tahttan indirip yerine III. Selim’i geçirmekti fakat yapmış oldukları bu hareket Sadrazama pahalıya mal oldu. İdam edilen Sadrazamın kafası ve bedeni farklı yerlere gömüldü. Halil Hamid Paşa’nın bir dönem Ekonomi Bakanlığı yapan ünlü birinin büyük büyük dedesi olması internet üzerinde çeşitli komplo teorilerinin doğmasına yol açıyor. Oysa bu ağır bir  iftira. Geçmişte yaşayan akrabaları Mason ise kendisinin Mason olacağı anlamını çıkartmak yanlış. Üstelik Masonlar Türkiye’de olan binlerce kuruluş gibi yasaların öngördüğü şekilde faaliyetlerini sürdürmekte.

III. Selim döneminde de Masonların faaliyetlerini görmekteyiz. Dönemi detaylıca anlatan Asım Tarihinde ilginç bir pasaj yer almakta;

“Fi zatihi ahkamı İslamiyeye mübalat eylemez mülhid ve bi itikad bir zındık kişveri frengistanda Farmasonlukla sihru kimya ve şi’bede makulesi tahsil etmiş olan ve bilahare silahşoranı Hassey’e iltihak eden Hasan Ağa”

Masonların bu döneme kadar devlet içinde olduklarını bugün biliyoruz. Fakat burada yaptıkları yada yapamaya çalıştıkları iddia edilen yönetimi ele geçirme gibi faaliyetlerine belgelerde rastlanmıyor.

II.Mahmut döneminde Mason locaları Yeniçeri Ocağının( 16 Haziran 1826) kaldırılmasıyla birlikte yurt çapında kapatılır. Kapatılmasında Bektaşilikle aynı minvalde görülmesinin etkin olduğu bilinmektedir. Masonlar bu zamana “uyku dönemi “demektedir.

Yaşanan tarihi hadiseler Osmanlı İmparatorluğu’nu derinden sarsıyordu. Bu dönemi sadece toprak kaybı olarak yorumlamak yanlış. Çöküş her anlamda devletin her kademesinde hissediliyordu. Çıkarlar doğrultusunda yapılan Kırım Savaşı sonrası Avrupalı sözde müttefikler İstanbul’da birçok Mason locasını tekrardan faaliyete geçirdiler. Elbette bu bir güç yarışıdır fakat siyasi anlamda Masonların bu dönemde yaptıkları halen net değil. Abdülaziz dönemine gelindiğinde ise Masonlar güçlerinin zirvesine gelmişti. Veliaht olarak bekleyen Murat Masonlarla tanışmış ve onlara katılmıştır. Tarihimizde halen tam anlamıyla muallakta olan hadiselerden biri işte tam o zaman yaşanır. 30 Mayıs 1876 yılında  Osmanlı askeri ve sivil liderler Abdülaziz’e karşı darbe yaptılar. Darbe sırasında önemli noktalarda bulunanların Mason olması günümüzde bile bazı söylentilere neden olmakta. Yapılan bu darbe sırasında görevi Fehmi Efendiden devralan ve  Mason olan Şeyhülislam Hayrullah Efendi bu süreçte kritik rol oynar. Padişah Abdülaziz Dolmabahçe Sarayında askerlerce kuşatılır. Bu kuşatmayı organize edenlerden biride Jön Türk hareketi içinde bulunan Mithat Paşa’dır. Mithat Paşa’nın Paris’te Masonlarla yoğun ilişkisi olduğuna dair yabancı kaynaklarda fazlasıyla bilgi mevcut. Darbe sonrasında V. Murat tahta getirilir. Akşam Gazetesinin 1933 yılında yayınladığı “Saray ve Bab- Ali’nin İç Yüzü” makalesinde V. Murat hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Kendisine olan biat merasiminde bağlı bulunduğu Proodos Locasının büyük üstadı Cleanthi Scalieris eşlik eder. Ruh sağlığı bir hayli bozuk olan V. Murat 33. Derece yani en yüksek derecede Mason olmuştu. İktidar onun kısmen gelgitler içinde olan ruh sağlığını kısa sürede iyice bozar. Tam bugünlerde yaşanan bir gelişmeyi bugün halen tartışıyoruz. Abdülaziz bilinen nedene göre  intihar eder. Günümüzde bazı tarihçiler ve araştırmacılar Abdülaziz’in intihar etmediğini öldürüldüğünü öne sürmektedir. Devrik padişahı öldürenlerin Masonlar olduğu günümüzde bile konuşulan konulardan biri. Bu bilinmeyen ölüm sonrası 19 doktor devrik padişah üzerinde otopsi yapmış fakat bir delile rastlanamadığından konu kapatılmıştır.

V. Murat her ne kadar delilik belirtileri gösterse de artık iktidardaydı. Görünürde bu iktidar zayıf temeller üzerindeydi. Öyle ki V. Murat garip davranışlar sergiliyor ve kendini buhrandan kurtarmak için çareyi alkolde arıyordu. Bu davranışlar onun kısa sürede sonunu hazırladı. Fetva sonrası tahtan indirildi yerine kardeşi II. Abdülhamit getirildi. V.Murat adeta göz hapsine alınarak Çırağan Sarayına yerleştirildi

Yine bu dönemde yaşanan önemli bir gelişme Masonlukla ilişkilendiriliyor… 1944 yılında ünlü tarihçimiz  Profesör İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Belleten dergide yayınlanan “ Ali Suavi ve Çırağan Sarayı Vak’ası” adlı makale bu iddiayı güçlendirmekte. Sayın Uzunçarşılı bu makalesinde; V. Murat taraftarlarının Avrupa’lı Masonlardan yardım isteme noktasına geldiğini belirtmektedir. Aynı makalede ciddi bir şekilde gözlenen ve iletişim imkanı bulunmayan devrik padişah V. Murat’a Çırağan Sarayından su yolu vasıtasıyla mektupların ulaştırıldığını yazmaktadır. Ali Suavi’yi bu noktada tanımamız oldukça önemli. Sürgün yıllarında Masonlarla iletişim halinde olan gazeteci Ali Suavi’nin V. Murat’ı kurtarmak için Masonlar tarafından görevlendirildiğine dair güçlü şüpheler bulunmaktadır. Semih S. Tezcan ve İsmail İşmen’in yazdıkları ve ciddi öneme sahip olan “İlk Türk Masonları ve Sultan Murat V” adlı kitap bu tezi doğrulamakta. Ali Suavi ve adamları Kuzguncuk sahilinden tekne ile açılarak Çırağan Sarayına gelirler. Ciddi bir mücadele ile V. Murat’ı dairesinden alırlar. Olay öncesi Abdülhamit her şeyden haberdardır. Jurnalcilikle görevli Yıldız Teşkilatı desteğiyle gerekli birlikler zamanında gelir. Ali Suavi bu hengame içinde boynuna vurulan bir odun darbesiyle öldürülür. Operasyonda yer alanlar ağır şekilde cezalandırılır.

Yıllar içinde farklı bir yol alan Masonluk 1909 yılında ilk Türkiye Locasının açılmasıyla resmiyet kazanır. Özellikle Abdülhamit’le yapılan mücadelede Mason locaları önemli bir rol oynar. Konu hakkında birçok araştırması olan ünlü gazeteci Murat Bardakçı’ya göre İttihat ve Terakkinin önemli mensuplarının Mason olması Abdülhamit’in jurnalci teşkilatından korunmak içindir. Bu tez açıkçası bana da uygun geliyor. Abdülhamit döneminde yaşayanların anıları incelendiğinde üç kişi aynı anda dolaştığında bile ciddi şüphe çekmekte ve derhal takibe alındığı bilinmektedir. Talat Paşa( İlk büyük Üstad) Sait Halim Paşa, Cavit Bey, Mithat Şükrü Bey gibi önemli teşkilatçılar Masondur. Konu hakkında ciddi çalışmalar yapan Sayın Orhan Koloğlu’nun bu konu hakkındaki tespitleri ilginçtir. İttihat ve Terakki birçok uygulaması ve yöntemiyle Mason locasını andırmaktadır. Cemiyet Abdülhamit’in baskı rejimine karşı toplantılarını rahatlıkla yapabilmek için onun sirayet edemediği tek yer olan Mason localarını tercih etmektedir. Artık çok ender bulunan bazı evraklar bunu doğrulamakta. Öyle ki ağır baskı ve yakalanma endişesinden dolayı mühürlerin bile patates baskısıyla yapıldığını görüyoruz.. 1909 yılında Masonluk İstanbul’da yayılmaya başladı ancak İttihat ve Terakki içinde Mason olan gruba karşı “Siyonist” suçlamaları beraberinde geldi. Özellikle Cavit Bey ve dönemin Şeyhülislamının Mason oluşu eleştirileri sertleştirdi.  Bunun üzerine Talat Paşa nazırlıktan ayrılmak durumunda kaldı. Kaos ortamının gittikçe arttığı bir dönemdi. 11 Haziran 1913’te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa halen tam olarak bilinmeyen ve iyi planlanmış bir suikast ile öldürülür. Mahmut Şevket Paşa’yı öldürenler amaçlarının  İttihat ve Terakki’yi ellerine geçirmiş olan bir takım Siyonist ve Masonlardan temizlemek olduğunu iddia etmişlerdir. Sonraki dönemde yaşanan Babıali Baskını, Birinci Dünya Savaşı gibi bazı hadiselerde de bu gizli teşkilatın parmağının olduğu görüşünü savunanlar halen bulunmakta fakat bununla alakalı gerçekçi bir evrak yok..

Yıllardan beri özellikle bazı siyasi odakların Atatürk’ü gerek fotoğraflarında elini iç cebine atması gerekse bazı İngiliz belgelerinde Atatürk’ün Mason olduğuna dair bilgilerin bunmasından dolayı mesnetsiz suçlamalar yapmaktadır. İnternet her zaman olduğu gibi yine korkunç yanlış bilgiler içermekte. Bazı siyasi güruhlar tarafından desteklenen bu anlamsız tezi Türkiye gündemine getiren insanın adını yasal gerekçeler nedeniyle açıklayamıyoruz. Fakat konu hakkında bir şeyi söylemek net mümkün; Atatürk Mason değildi. Hazırlanan her İngiliz belgesinin doğruluk payının olmadığı tarihçiler tarafından bilinen bir gerçektir. Şayet Atatürk Mason olsaydı tekris tutanağı çoktan Masonlar tarafında yayınlanırdı. Falih Rıfkı’ya atfedilen “Atatürk Masondu “ ifadesi tamamen bir iftira. Atatürk o dönem yoğun bir şekilde gerçekleştirilen Masonluğu kapatma uygulamasını 1935 yılında devreye koyar. Mason locaları 1948 yılında tekrar açılır.

Yakın tarihimizde birçok önemli kişinin mensubu olduğu yada mensubu olduğu iddia edilen Masonluk günümüzde internet sitesi olan mensuplarının çoğunun çağdaş, medeni insanlar olduğu yasal bir cemiyet. İkiye ayrılmaları ise yine bir olayla alakalı.. 1964 yılının Haziran ayında Süleyman Demirel Adalet Partisi’nin liderliğine emin adımlarla yürüyordu. Kendisi için Mason olduğuna dair dönemin gazetelerinde ciddi haberler çıkar. Demirel bu iddiaları çürütüp lider olabilmek için dönemin Masonlarından Necdet Egeran’ın onayladığı bir belge alıp bunu yayınlatır. Masonlar arasında büyük tartışmalar yaşanır. Mason olan birine mason olmadığına dair belge çıkarılması sonrasında Masonlar ikiye ayrılır. Bu ayrılık günümüzde de devam etmektedir.

 

Masonluk bir dostumun dediği gibi sonu yazılmamış bir roman. Gerek efsaneler gerek gerçekler bu daha uzun bir süre tartışılacak. Yeni tarihi evrakların çıkması konu hakkında gerçekçi bilgilere ulaşmamızı sağlayacağı düşüncesindeyim.

 

Tarih Yazılmaya Devam Ediyor

 

Kaynaklar:  Sinan Çuluk http://sinanculuk.blogspot.com.tr/2012/06/farmasonlardan-bahseden-en-eski-arsiv.html

Nially Ferguson The House of Rothschild

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası http://www.mason.org.tr/web/

Mütercim Ahmet Asım Asım Tarihi

Semih S Tezcan, İsmail İşmen İlk Türk Masonları ve Sultan Murat V

Ergün Aybars  Mahmut Esat Bozkurt ve Masonlar

Orhan Koloğlu İttihatçılar ve Masonlar

Orhan Koloğlu Abdülhamit Gerçeği

İsmail Hakkı Uzunçarşılı Ali Suavi ve Çırağan Sarayı Vak’ası Belleten Dergi 1944 Sayı 29 Cilt VIII

Murat Bardakçı İttihadçı’nın Sandığı

Teşekkürler

Ozan Barselonevi, Sinan Çuluk, Berber Ali( yazının başındaki anı için izin alınmıştır)  Rika Şamir Hanımefendi

V. Murat Takris kağıdı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir