Türkiye Hükümet Sistemleri Üzerine Bir İnceleme

Yusuf Kadir

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi 29 Ekim 1923’tür. Burada 1923 ve 2017 yılları arasındaki tüm siyasi gelişmeleri ve olayları yazmaya kalksak, koca bir cilt kitap yazmış oluruz. Niyetim okuyucu yoğun bilgiler ile sıkmak ve koca bir kitap yazmak değil. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze hükümet sistemlerinin hangi şartlar altında değiştiğini ve bu değişimlerin neler olduğunu okuyucuya kısaca özetlemektir.

 

Mondros Mütarekesi’ni imzalayan Osmanlı hükümeti, teslimiyetçi bir siyaset izledi ve kurtuluşu bu yolda gördü. Oysa ulusuna ve bağımsızlığına bağlı birçok subay bu teslimiyetçi siyaseti hainlik olarak niteledi ve Kemal Atatürk önderliğinde bir ulusal kurtuluş mücadelesi başlatıp, Ankara merkezli yeni bir hükümet kurdular. Bu hükümet sisteminin adı Anayasa Hukuku literatüründe meclis hükümetidir.

 1921 Anayasasının 2’nci maddesi, ‘’yürütme kudreti ve yasama yetkisi milletin yegane ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde belirir ve toplanır’’ der. Aynı anayasanın 3’üncü maddesi de: ‘’Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve Hükümeti, Büyük Millet Meclisi Hükümeti ünvanını taşır’’ demektedir. 1921 Anayasası aynı zamanda siyasi koşullar yüzünden bir devlet başkanlığı makamı oluşturmamış ve devlet başkanlığına ait olması gereken birçok yetki ve görev Büyük Millet Meclisi Reisi’ne verilmiştir. Aynı anayasa hükümet üyelerinin, yani icra vekillerinin de teker teker meclis tarafından seçilmesini söylemiş ve bu hüküm uygulanmıştır. Bu örnekler ispatlıyor ki 1921 ve 1923 yılları arasında Türkiye Devleti açıkça meclis hükümeti sistemine göre idare edilmiştir. 29 Ekim 1923 yılında ise Cumhuriyet ilan edilmiş ve 1921 Anayasında değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler başlıca şunlardır: Cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuş, Cumhurbaşkanına gerekli gördüğü durumlarda Heyet-i Vekileye (Bakanlar Kurulu) başkanlık yapma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanının TBMM tarafından, milletvekilleri içinden seçileceği öngörülmüş, hükümetin kuruluş usulü değiştirilmiş ve Başvekil (başbakan) Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından seçilmeye başlanmış, diğer bakanların ise yine Başvekil tarafından milletvekilleri arasından seçilmesi öngörülmüştür. Seçilen bakanların ve kurulan yeni hükümetin Cumhurbaşkanı tarafından meclisin tasvibine sunulması da anayasada değiştirilen bir hükümdür (1921 Anayasasında bakanlar tek tek seçiliyordu).

Yapılan değişikliklere rağmen 1921 Anayasası yeni bir devletin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar ayrıntılı değildi ve yeni bir anayasa ihtiyacı duyuluyordu. Böylece 1924 Anayasası hazırlandı ve kabul edildi. Anayasalarımız birçok konuya değinen ve tüm kanunların üstünde esas kanunlardır ancak burada yalnızca hükümet sistemlerine yönelik değişikliklerden bahsedeceğim.

1923 yılında parlamenter sistemin birçok hükmü anayasaya dahil edildi ve meclis hükümeti-parlamenter hükümet sistemlerinin arasında özgün bir sistem yürürlüğe girmiş oldu. 1924 yılında yürürlüğe giren yeni anayasa ile bu sistem son şeklini aldı. Bu sistemin meclis hükümeti sistemine benzer yanlarını bir paragrafta; parlamenter sisteme benzer yanlarını bir diğer paragrafta inceleyeceğim.

1924 Anayasası m.4 ‘’TBMM milletin yegane ve hakiki temsilcisi olup Millet namına hakimiyet hakkını kullanır.’’ der. Aynı anayasanın 5’inci maddesine göre de yasama ve yürütme kuvvetleri Büyük Millet Meclisinde belirir ve toplanır. 1924 Anayasasının bir diğer maddesi de; meclisin hükümeti her vakit denetleyebilmesi ve düşürebilmesi, buna karşın hükümetin meclisi feshetme yetkisinin bulunmamasını öngören 7’inci maddedir. Bu hükümler açıkça meclis hükümeti sisteminde bulunan hükümlerdir.

 

1924 Anayasasının kimi yönleri de parlamenter sistemle bağdaşır. TBMM bu anayasada yürütme yetkisine sahip olmasına karşın, bu yetkiyi Cumhurbaşkanı ve onun atayacağı Başvekilin oluşturacağı hükümet eliyle kullanabilir. Hükümetin kuruluşu ve işleyişi konularında 1924 Anayasası parlamenter sistem ile doğrudan uyum içindedir.  Ancak hükümetin, 29 Ekim 1923’de getirilen değişikliklerle, işlev kazanabilmesi için meclis onayı alma şartı, 1924 Anayasası ile değiştirilmiş ve hükümetin yalnızca güven tazelemek için meclise sunulması hükmü getirilmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan anayasa değişikliğinden önce de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri Cumhurbaşkanının onamasından sonra işlev kazanırlardı.

1924 Anayasası aynı zamanda çoğulcu (plüralist) değil çoğunlukçu bir anayasaydı ve bu yüzden 1946 yılından itibaren seçimleri kazanan parti mecliste büyük bir çoğunluk elde etmiş ve seçimlerde genellikle %10 fark olmasına karşın bu fark mecliste %70 oranında görülmüştür. Şüphesiz bu tercihin sebebi J.J Rousseau’nun fikirlerinden oldukça etkilenen kurucu babalarımızın, onun ‘’çoğunluğun daima devlet ve ulus yararına karar alacağı bu yüzden anti-plüralist bir anlayışın hakim olması’’ gerektiği düşüncesinden de etkilenmeleridir. Bu tercih ne yazık ki 1950-1954 ve 1957 seçimlerinde ana muhalefet partisinin %40-35 ve %42 oy oranları almasına karşın mecliste temsilinin son derece yetersiz olmasına ve Tahkikat Komisyonu’nun (Encümeni) kurulması gibi demokrasiyi yok etmeye yönelik bazı olumsuz kararların alınmasına sebep olacaktı.

 

1924 Anayasası CHP ve DP iktidarları döneminde yürürlükte kalsa da muhalefetin mecliste sesini çıkarmasını sağlayamamış, 1955 yılından itibaren gayet sert ve muhalefeti, basını susturmaya yönelik kararlar alan DP iktidarına herhangi bir sınırlama getirememiş ve neticede DP’nin iktidarı kaybetmesine; yeni bir anayasa yapılmasına; daha farklı bir hükümet sisteminin kurulmasına sebep olan 27 Mayıs 1960 ihtilalinin yapılması kaçınılmaz olmuştur.

 

27 Mayıs 1960 ihtilali ordu içinde birçok konuda farklı düşünen fakat temel olarak DP iktidarının sona ermesini isteyen birkaç grup tarafından birbirlerinden habersiz olarak tasarlanmış; zamanla bu subay grupları birbirlerinden haberdar olmuş ve tüm grupların içinde bulunduğu (Alparslan Türkeş ve Cemal Madanoğlu gibi iki ismin bu grupta olduğunu söylemek, farklı görüşleri tarif etmek için yeterli olacaktır) Milli Birlik Komitesi kurulmuş ve bir ihtilal gerçekleşmiştir. Bu grup ilk iş olarak 1 sayılı Kanunu kabul etmiş ve 1924 Anayasasının ilga edildiğini açıklamıştır. Bu kanuna göre MBK, TBMM’nin yetkilerine sahiptir ve TBMM elinde bulunan yürütme gücü bizzat MBK üyelerinin seçeceği bakanlar eliyle kullanılacaktır. Bakanları hem devlet başkanı hem MBK başkanlığını yürütecek olan kişi tayin edecektir. İhtilaller sert ve zor işlerdir, çocuk oyuncağı hiç değildir, kimi ihtilaller çok kanlı da olmuştur ancak 27 Mayıs İhtilali gerçekleşince hemen hemen kimse ölmemiş ve bir kaos ortamı yaşanmamıştır. Sabah ilan edilen sokağa çıkma yasağı akşam 16 sularında kaldırılmış ve halk akın akın kent meydanlarına koşup kutlamalar yapmıştır. Bu birçok grubu kucaklayan ihtilalde mecburen bir ara dönem yaşanmış ve yeni anayasal sistem kurulana kadar demokrasi lağvedilmiş ve MBK devletin hakim gücü olmuştur. Her ihtilal hukuk dışıdır, mevcut hukuku rafa kaldırır. (Bu bilgileri ara dönemin, okuyucuda olumsuz bir intiba bırakmaması adına aktarıyorum) 27 Mayıs’ta da bu somut ilkeler geçerli olmuş ve demokrasi ile beraber hukuk da ortadan kalkmıştır. Ancak MBK ihtilalin ilk gününden itibaren yeni anayasa çalışmalarına başlamış ve Ord. Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında, hukukçu ve siyaset bilimci akademisyenlerden oluşan bir komisyonu anayasa taslağı hazırlamakla görevlendirmiştir.

Kaynaklar:
 Ergün Özbudun Türk Anayasa Hukuku Yetkin Yayınları 7.Baskı
  Erdoğan Teziç Anayasa Hukuku Beta Yayınları 13. Baskı
  Altan Öymen Ve ihtilal Doğan Kitap 6. Baskı

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir