Selanik’in Son Fethinde Bir Sırp Kralı

Av. Mehmet Memet

 

II.Murad’ın  1430 senesinin Mart ayı sonlarında Selânik’i kuşatan ordusunda,Osmanlı vasalı Balkan devletlerinden kuvvetler de vardı.Sırp despotu Đurađ Branković’in hikâyesini ele alalım.

“Vira” ile aman dilemeyen Selânik yağmaya teslim oldu.Şehri Osmanlılara vermeye dünden razı olan halk,1423’ten beri kenti ellerinde bulunduran Venediklilerin inatçı tavrını pahalıya ödedi.Biz kuşatmadan yıllar sonra(tahminen 15.yüzyılın ortalarında) kaleme alınan bir Bizans kroniği sayesinde kuşatmaya dair detaylı bilgi sahibiyiz.Kroniğin yazarı İoannis Anagnostis isimli bir Selânikli.Kuşatma ve sonrasında yaşananlara bizzat şahit olduğu anlaşılıyor. Anagnostis şöyle yazıyor:”Murad harp sırasında onlara(askerlerine) şehir zaptedilip arzusunun yerine getirildiğini görürse,herkesin aldığının kendine ait olacağını söyleşmişti”.Bu kaynak,Halil İnalcık hocamızın isabetli şekilde vurguladığı gibi,Osmanlı ordusu karşısında mukavemet gösteren şehirlerin uğradığı akıbete bir örnek sunuyor.Devam ediyor: “Erkek,kadın ve çocuklar yaşlarına bakılmaksızın bağlı olarak,hayvan gibi çekilmek suretiyle şehrin dışındaki ordugâha götürüldüler”.Bu noktada,yağma,tercihen uygulama bakımından olabildiğince geciktirilen ve askerlere vaad edilmekte direnilen bir husus olsa da,kan dökmemek için tüm şartların zorlandığı bir anda,askerin şevkle savaşmasının önündeki yolu açar.Şehir fethedilir.Ateş sarmalı ve leş kokuları yüzünden içinde durulmaz hale gelen Selânik’in dışındaki ordugâha taşınan esir kafileleri çadırlara tıkıldılar.Ganimet,şehir alındıktan sonra,padişah buyruğunu yerine getiren neferlerin en doğal hakkıydı.Dokunulmazlığı kutsaldı.

Peki gerçekten öyle miydi?Kalıcı olmak için geldiği bu beldede taş üstünde taş kalmaması,II.Murad’ın aklındaki imar ve iskân planlarına vurulacak en şedid darbeydi.Oğlu II.Mehmed’in de benzer bir mantık yürüterek Konstantiniyye’nin zaptında yapacağı gibi,yağmaya aniden son verdi.Çünkü,şehrin stratejik konumunun farkındaydı.Bu sebeple,Anagnostis’in aktardığı üzere askerlerine dönerek:”Umduğunuzdan fazla kazandığınız,para ve esirler size yeter.Şehri ise kendime istiyorum.O yüzden şu kadar gün yürüyüp,bu zahmete katlandım” dedi.Padişahın tasavvur ettiği şehir,dumanı tüten,çıplak duvarları ile metruk binalar,sokaklarında canlı namına kedinin dahi dolaşmadığı bir yerleşimden ötesiydi.Anagnostis’in ifadesi ile “deniz boyunca uzanan ve her bakımdan müsait” kentin nüfus olmadan mamurlaşmasının imkânsız olduğunu biliyordu.

( Selânik (Thessaloniki) şehrinin,güneyinde Thermaikos körfezi,batısında Vardar nehri,kuzeyinde Hortiatis dağı ve doğusunda Halkidiki yarımadasına uzanan görece düzlük bir arazi yer alır.)

“Onun için ilk önce,sülâleden ileri gelenlerin fidyelerini bizzat kendisi ödeyerek serbest kalmalarını ve şehirde oturmalarını buyurdu” der Anagnostis.Padişahın öncü olduğu esir azad etme işinin,ordugâhını taşıdığı Vardar nehrinin batısındaki Gallikos nehri(antik çağlarda Ehedoros olarak bilinirdi) kıyısında devam ettiğini belirtir.“Bazıları yukarıda söylediğimiz fidyelerle,bir kısmı kendi,bir kısmı ise başka şehirlerden gelen Hrıstiyanların paraları ile kurtuldu” diye aktarır.Bu da yetmez.Elleri bağlı esirleri eşyaları ile birlikte uzak diyarlara sürüklemenin onlara eziyet etmek olacağını ifade eden padişah vezirlerine döner.Esirlerin bedelsiz veya bedellerinin paşaları tarafından ödenerek serbest bırakılmalarını teşvik eder.Devlet erkânı bu teklifi övgü ile karşılar.

Tam da bu noktada,esir edilen halkın ahvalinden bahseden Anagnostis,Osmanlının Balkanlardaki yayılma politikasının ilgi çekici bir köşesine atıfta bulunur.“Çünkü Tanrı seven birçok kişiler ve bilhassa birçok iyi huyları yanında bir de ihtiyacı olanlara her defasında iyilik eden Sırp Kralı da bizi kurtarmak için istekle harekete geçtiklerinden,serbest kalanların sayısı epey çoktu” diye ekleyecektir.Kronikte bahsedilen hayırsever Sırp kralı kimdir?Anagnostis devam ediyor:”Sırp kralı kendi güvendiği adamlarına para vererek,esirlerin hürriyeti için harcamalarını emretti.Bundan başka türlü de yapmadılar.Bunlar bu paralarla birçok esirleri satın aldılar.Ve bu esirler şehre tekrar geri döndüler”.

Lütufkârlığı ile dikkat çeken kral,Selânik’in son fethinde Osmanlı ordusuna iştirak eden Sırp despotu Đurađ Branković’ten başkası değildi(hüküm süresi:1427-1456). 1.Kosova Muharebesi’nde ölen Sırp prensi Lazar Hrebeljanović’in torunu ve Sırp despotu Stefan Lazarević’in yeğenidir.Okunuş şekliyle George veya Djuradj Branković,aynı ismi taşıyan Sırp hanedanının ilk üyesi ve Lazar Hrebeljanović’in kızı Mara’nın oğludur.Soylu bir Sırp ailesine mensup olan babası Vuk Branković’in adından,Đurađ Branković,Aşıkpaşazade gibi Osmanlı kaynaklarında Vılkoğlu ismiyle geçmektedir.Tabi olarak,Sırpların Selânik kuşatmasında niye bulundukları ve despotun esirlerin fidyelerini neden ödediği sorusu zihinlerde belirir.

( Aynoroz’da bulunan Esfigmenou manastırının duvarlarını süsleyen 1429 yılına ait Sırp despotu Đurađ Branković’i tasvir eden resim. )

Sırpsındığı(1364) ve Çirmen(1371) savaşları,mağlup Sırp Prenslikleri,Bulgarlar ve Bizans’ın Osmanlı egemenliğini tanımasıyla sonuçlanmıştı.Bu doğrultuda Bizans ve Balkan hükümdarları,Osmanlıya vergi ödemeyi ve gerektiğinde padişahın seferlerine asker göndermeyi kabul etmişlerdi.Bu şartlar altında,Balkan devletlerini ilhak etmek yerine vergiye tabi kılmak,Rumeli ve Anadolu seferlerine iştiraklarını sağlama politikası uygulanıyordu.Vasal ülkeler Osmanlı’ya düzenli olarak vergi ödüyor,Osmanlı padişahı vasal prenslerin çocuklarını sarayında rehin tutuyor(bazen tersi de oluyordu) karşılığında mülkleri kendi tasarruflarında kalıyordu.Tabilik kuralları çerçevesinde,bizzat hükümdarın veya oğullarının kumandasındaki yardımcı kuvvetler padişahın seferlerine katılmakla yükümlüydü.Güçten düşmüş Bizans İmparatorluğu yahut Sırp knezlikerli için yükselen güç Osmanlı karşısında hakimiyetlerini bir ölçüde sınırlamak ayakta kalmanın tek yolu olarak görülüyordu.1427’de tahta çıkan Branković’in de yıllık vergi ödemeyi ve 2.000 süvari ile padişahın seferlerine katılmayı kabul ettiğini biliyoruz.Osmanlı da evliliklerin gücüne inanıyordu.Şuraya bakın.Yıldırım Bayezid babasının yendiği Lazarın kızı Olivera Despina Hatunu kendine eş seçmiş.Osmanlı kaynaklarında Bayezid’i şaraba alıştırdı denilen Despina’nın kız kardeşi Mara,Vuk Branković ile evliymiş. Đurađ Branković oğullarıdır.Đurađ Branković sırasıyla kızı Mara Branković’i II.Murad’la evlendirmiş.Sırp ve Osmanlı hanedanları arasında tesis edilen aile bağları devam etmiş.Kısacası,Sırp desptou Selânik kuşatmasında damadının seferine katılmış.

Şimdi biraz empati kuralım.Yenilgiyi kabullenmişlik mi?Öyle değilse bu tabilik esasının arka planında ne var?Branković 1377’de doğmuş.Babası Vuk,Kosovada savaşmıştır.Đurađ Branković,I.Bayezid ve II.Murad dönemlerinde İstanbul’un birçok kez kuşatıldığına ve Balkanlarda önlenemeyen Osmanlı ilerleyişine şahit olmuştu.Eflak ve Sırbistan meseleleri Macaristan’la ihtilaf konusu olsa da,Eflak,Bosna ve henüz yeni Sırp prensi olan Đurađ Branković 1428’de Osmanlıya bağlılıklarını yinelediler.Sırp despotu,tüm göstergelerin işaret ettiği üzere,akrabalık bağlarını da kullanarak topraklarında sürdüğü hakimiyeti güçlendirmek için damadından Smederevo(Semendire) kalesinin inşasına izin vermesini istedi.Talebi kabul gördü.

( 1427-1430 yıllarında Đurađ Branković tarafından Tuna nehri kıyısında inşa ettirilen Smederevo(Semendire) kalesi)

Despotun,Osmanlının vasalı olarak Selânik muhasarasına katılması da,bu döneme tekabül eder.Sürdürülen iyi ilişkiler,II.Murad’ın savaş yanlısı paşalarının etkisinde kalarak 1439’da Sırbistanı ilhak etmesini önleyemez.Yine de Murad,1444 ortalarında Branković’e ülkesini geri verecektir.Bu barış yanlısı politika sayesinde,Sırp despotu Varna savaşında Haçlılara iştirak etmez.Bu sebeple diğer Hrıstiyan devletler tarafından Türk yanlısı bir siyaset izlemekle suçlanacaktır.

Vasallık ilişkisini ve Osmanlı-Sırp münasebetlerini gördük.Örneğimize geri dönerek despotun Hrıstiyan esirleri neden kurtardığına bakalım.Öncelikle,Branković,II.Murad’ın Selânik’i şenlendirme çağrısına uyarak,şehri yeniden iskân edecek olan bir grup esirin serbest kalmasını sağlamıştır.Bunun yanında,azad edilenler ezici çoğunluk itibariyle,aralarında soylu Bizans ailelerinin de bulunduğu Hrıstiyan Selânikliler idi.Din olgusu önemli midir?Osmanlı fütuhatı,açlık ve sefaletin pençesinde savurulan Doğu Hrıstiyan aleminin varlığını sürdürebilmesi için despotun hamlesi yerindeydi.Diğer bir tabirle,dindaşlarını himaye altına alıyordu.Đurađ Branković 1457 yılında vefat eder.Ölmeden 4 yıl evvel Fatih Sultan Mehmed’in ordusunda,Konstantiniyye surları önünde yerini almıştır.1.500 süvari ile fethe katkıda bulunduktan sonra,Selânik örneğinde olduğu gibi  100 rahibe ve birçok soylu Bizanslı’yı esaretten kurtarır.Esaretten kurtulan Hrıstiyan nüfus,Osmanlı egemenliği altında eski evlerine yerleşecek,millet sisteminin bir parçası olarak yaşamına devam edecektir.Sırp despotun,prensliğinin idamesini Osmanlı müttefiki olmakta gördüğü açık.Evlilik bağıyla güçlenen ilişkiler her alanda tezahür ederek ölümüne kadar devam etmiş.

Sonuç olarak incelediğimiz örnekte olduğu gibi,vasal prenslikler tabi oldukları Osmanlıların sefer ve kuşatmalarına katılmak zorundaydılar.Anagnostis’in kroniği sayesinde Selânik kuşatmasının ardından belirsiz sayıda Bizans esirinin fidyelerini Branković’in ödediğini öğreniyoruz.Böylece vasal devletlerin hem Hrıstiyan nüfusu himaye etme,hem de şehirlerin yeniden eski canlılığına kavuşmasına destek oldukları sonucunu da elde etmiş oluyoruz.

Kaynaklar:

  1. Μelek Delilbaşı, Johannis Anagnostis, Selânik’in Son Zaptı Hakkında Bir Tarih(II.Murad Dönemine Ait Bir Bizans Kaynağı),T.T.K. Yayınları,Ankara 1989.
  2. Halil İnalcık,Devlet-i Aliyye,Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2009.
  3. Vacalopoulos,Selânik Tarihi(M.Ö.316-M.S.1983),Thessaloniki 1997(Yunanca).
  4. Papadrianou,«I alosi tis Thessalonikis sta 1430 kai o Servos despotis George Branković)»,Makedonika 8,1968(Yunanca).

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir