Sarajevo’nun Romeo ve Juliet’i

Fatih Saboviç

“Asaletim sadece aşkının tapınağına girdiğimde olacak içimde.
Bir gün yıkılırsa bedenim başka ülkelerin çamurlu evlerinde:
Bil ki bütün denizleri ayaklarına dökeceğim.”
– William Shakespeare (Romeo ve Juliet)

Yıl: 1984… Yugoslavya’nın kültür başkentlerinden Sarajevo, Kış Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapıyor. O yıl aynı zamanda; etnik kökenleri ile dinleri farklı olmasına rağmen kendileri ve aileleri bunu hiç sorun etmeden Sarajevo’da iç içe yaşayan iki gencin, Admira İsmiç ve Boşko Brkiç’in ‘birbirlerinin aşk tapınağına’ girdikleri yıl olarak da geçiyor takvim yapraklarına… Üstelik ikisi de henüz 16 yaşlarındayken…

İLK GÖRÜŞTE TUTULDULAR…
Müslüman bir Boşnak kızı olan Admira, Bosna Sırp’ı Boşko’ya, genç adam da bu genç kadına ilk görüşte tutulmuştu daha… Ve hikayeleri başlamıştı.
Genç aşıklar, ilerleyen yıllarla birlikte birbirlerini aileleriyle de tanıştırdılar. Yugoslavya’nın huzurlu topraklarında güzel bir gelecek hayal edip, eğitim hayatlarını sürdürdüler. Aileleri de kaynaşıp, tıpkı onlar gibi et ve tırnak oldu adeta… Hep birlikte gittikleri tatillerde güzel anılar biriktirdiler.

ARDI ARKASI KESİLMEYEN MEKTUPLAR
Ailesi, 1970’te Sırbistan’dan Sarajevo’ya göçen Boşko, bir kalp krizi sonucu babasını kaybedip annesiyle yaşamaya başlamıştı sonraları… Admira ise, sevdiği adamın her daim yanında olup onunla birlikte acıları göğüslemişti.
80’lerin ortalarında Boşko, Yugoslavya ordusuna katıldığında çevrelerindeki çoğu kişi zamanla hikâyelerinin sekteye uğrayacağını düşünüyordu. Ancak yanıldılar. Ne Admira Boşko’dan, ne de Boşko Admira’dan aşk sözlerini, mektuplarını bir an bile eksik etmedi genç adam askerdeyken…

ADMİRA, BOŞKO’NUN YOLUNU GÖZLEDİ
Admira’nın babası, Boşko’nun askerde olduğu günlere dair bir anıyı şöyle anlatıyor;

“Boşko askerdeyken o da, Admira da henüz çok gençti. Ama Admira, öylesine içine kapanmıştı ki sadece okuldan eve evden okula gidip geliyordu. Tek kelime konuşmuyordu. Bir akşam ona, ‘Kızım sen de arkadaşların gibi dışarı çık. İnan bana dışarıda Boşko gibi birçok insan var. Üzme kendini’ dedim. Ama o bunu ısrarla reddetti. Boşko’nun yolunu bekledi ve sadece ona sadık kaldı…”

HERKESİN İHTİYACI OLAN AŞK…
Boşko’nun annesi de, oğlunun hayatındaki ilk ve tek aşkının Admira olduğunu söylüyor;

“Admira’dan başka bir kızdan bana bahsetmedi bile. Zaten daha 16 yaşındayken tanışmışlardı. Birbirlerine sıkı bir tutkuyla bağlıydılar. Ve sanırım herkesin hayatında ihtiyacı olan gerçek aşk da tam olarak buydu…”

 

BOŞKO ŞEHİRDE KALMAYI SEÇTİ

Kara bulutlar, özellikle 1991’den itibaren yoğun kümeler halinde çökmeye başlıyordu Sarajevo’nun üzerine… Sırp çetniklerin önderliğinde başlatılan kuşatma, Yugoslavcılık ruhunun sonuna kadar hissedildiği güzel kenti dipsiz bir kuyuya çeviriyordu.
Dağlardan yapılan top ve sniper atışlarıyla insanların günlük yaşamları alt üst ediliyor, çoğu insanın sabah yanında uyanan sevdikleri akşam evlerine döndüklerinde ortadan kaybolmuş oluyordu.
İşte tam da bu şartlar altında, Boşko’nun önüne iki seçenek çıktı. Ya Sarajevo’dan ayrılıp Bosna Sırp’ı olan çetnik gruplara katılacak ya da kentte kalıp sevdiklerine, tanıdıklarına, komşularına kurşun sıkmayı reddedecekti…

EVLERİ İKİ KEZ YERLE BİR OLDU

Boşko için hiç de zor bir seçim olmadı. Genç adam, Admira’dan da kopamayacağı için kentte kalmayı seçti. Savaşın ilerleyen safhalarında Koşevo Bölgesi’nde annesiyle oturdukları evlerine bir bomba isabet etti.
Boşko ve annesi, karşı binadaki komşularının yanına taşındı, ancak 2 hafta sonra yine çetnik Sırpların attığı bir bomba binayı kullanılamaz hale getirdi. Genç Boşko, ikinci bombardımandan birkaç saniye önce -şans eseri- evde bulunduğu odayı değiştirdiği için kurtulabilmişti.

 

“İNSANLAR KALPLERİNE GÖRE AYIRT EDİLİR”

Yaşanan dehşetin boyutları her geçen gün artarken, Admira’nın ailesi Boşko’nun annesine evlerini açmayı teklif etti. Ancak genç adamın annesi, “Çevrenizde Boşnak komşular var, biz ise Sırp kökenliyiz. Ya sizi rahatsız ederlerse?” dedi Admira’nın babasına…
Baba ise, tavrını çok net ortaya koyup, “Bizler sadece insanız. Ve insanlar etnik kökenlerine göre değil, kalplerine göre ayırt edilmelidir. Bana kimse, nasıl yaşamam ve ne yapmam gerektiğini söyleyemez” yanıtını verdi.

 

ANNESİNİ GİZLİCE BEOGRAD’A YOLLADI

İki sevgilinin aileleri birlikte yaşamaya başladı. Ancak Boşko, annesinin güvenliğinden çok endişe ettiği için Bosna Ordusu’ndan bir bağlantı bulup onu Beograd’a yollamak adına girişimlerde bulundu. Nitekim Admira’nın ailesinin yanına taşındıktan 1 ay sonra anne, Boşko’yu Admira’ya emanet edip Beograd’ın yolunu tuttu.

HİÇ EVLENMEDİLER, ÇÜNKÜ…

Yeryüzündeki cehenneme dönüşen şehirde kalmak her geçen gün büyük bir çile ve ardı arkası kesilmeyen bir yaşam mücadelesine dönüşüyordu. Admira ile kentten ayrılmayı kafasına koyan Boşko, şehirdeki kara borsa faaliyetlerinden elde ettiği gelirleri biriktirmeye başlamıştı bile…
İki aşık, bir süre sonra birlikte yaşamaya başlamıştı. Ancak Admira, Boşko’nun ailesi şehirde olmadığı için resmi bir törenle evlenmeyi kabul etmiyordu. Admira için bir başka nedense, kuşatma günlerinde şehirde yapılan Boşnak-Sırp, Boşnak-Hırvat evliliklerinin dış basın tarafından çok ilgi görmesi ve bir nevi ‘reklam’a çevrilmesiydi. Admira ve Boşko, aşklarını bu travmatik günlerde ‘medyatik’ hale getirmekten hep kaçındı…
YENİ BİR HAYAT HAYALİ…

Takvim yaprakları 19 Mayıs 1993’ü gösterdiğinde, Boşko ile Admira şehirden kaçıp biriktirdikleri paralarla Beograd’da yeni bir hayat kurmanın hayaliyle yola çıkacaktı. Vrbanja Köprüsü’nü geçip tarafsız bölgeden Grbavica Mahallesi’ne geçecek, oradan da Beograd’a doğru yola çıkacaklardı.
BOŞKO VURULDU, ADMİRA ONA SARILDI VE…
Hem Sırp, hem de Boşnak Ordusu’ndan tanıdıkları olan çift için Boşko, iki tarafla da bir anlaşma yapmıştı. İki aşık köprüden geçerken kimse ateş etmeyecekti. Saat 17.00’de Boşko ile Admira köprünün ayağının orada göründüler. El ele koşan çift, umutlarına doğru en hızlı adımlarını atarken bir anda silah sesi duyuldu…
Boşko yere yığılmış ve o an hayatını kaybetmişti… Hemen ardından bir başka silah sesi daha duyuldu ve Admira boylu boyunca sevdiği adamın yanına düşüverdi. Admira, 15 dakika kadar Boşko’nun yanında canlı kaldı. Ona sarıldı… Ağladı… Ve son nefesini de yine sevdiği adamın hemen yanı başında verdi…

HEDGES: “BEDENLERİ 8 GÜN ORADA KALDI”

Olaya şahit olan gazetecilerden Washington Times muhabiri Michael Hedges, o gün yaşananları şöyle anlatıyor;
“Boşnak bir asker bana Vrbanja Köprüsü’nün solunda yatan iki cansız bedeni işaret etti. Orası, tarafsız alandı ama sniper bölgesiydi. İkisi de 25 yaşında olan genç çifte kimin ateş ettiğini kimse bilmiyor. Ama Boşnakların söylediğine göre kurşunlar Sırp sniperların silahlarına ait… Boşko ve Admira 8 gün boyunca kimse tarafsız bölgeye girmediği için orada yan yana kalmıştı. Sonrasında bir gece yarısı Sırp askerlerin gidip çiftin ölü bedenlerini oradan aldıkları söylendi. Hemen ardından gecenin ortasında Boşnakların bunu yaptığı öne sürüldü…”
“BÜTÜN DENİZLERİ ADMİRA’NIN AYAKLARINA DÖKÜYOR…”

Bu iki genç fidanı kimin kurşunu soldurdu? Hâlâ bilinmiyor. Ve pek de bir önemi yok(!) Çünkü etnik kökenlerin, inançların, siyasi görüşlerin, dil, cinsiyet ayrımlarının bir hiç olduğu, doğarken seçilemediği ve tek gerçeğin iyilik ya da kötülük olduğu bu dünyada; biri Müslüman, biri Ortodoks olan Sarajevo’nun Admira ve Boşko’su yan yana yatıyor… Sarajevo’daki Aslan Mezarlığı’nda, ruhları birlikte sonsuzluğu bekliyor.
Tıpkı ailelerinin yaşadığı siyasi gerilimlerden ötürü ‘kavuşmaları’ hayal olan William Shakespeare’in Romeo ve Juliet’i gibi…
Boşko; sevdiği kadının aşkının tapınağına girdiğinde içinde canlanan asaletle, Sarajevo’nun çamurlu sokaklarında yıkılan bedeniyle, bütün denizleri Admira’nın ayaklarına döküyor şimdi…

 

“Sarajevo’nun Romeo ve Juliet’i” hakkında bir görüş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir