Osmanlı’da Kentliler

Suraiya Faruqhi

Osmanlı kültürünün bütün bu yönlerini ortaya koyabilmek için tek bir kitap değil, ciltler tutan bir dizi gerekir, bu da tek kişinin altından kalkabileceği bir iş değildir. O halde bir seçim yapmak gerekiyor. Bu kitapta, bütün ön açıklamalara karşın zaman zaman yüksek kültürlerden söz ediliyorsa, bununla ulemanın ve fıkıh eğitimi görmeyen devlet hizmetlilerinin daha çok İstanbul’da yayılmış olan kültürleri kastedilmektedir. Aslında saray kültürü de tümüyle konunun dışında bırakılamaz; çünkü bu kültür, dar anlamda dinin de ötesinde, kendilerin etkilendiği önemli kaynaklardan biridir. Ama bizim açımızdan saray kültürü, saray dışındaki insanların bu kültürle hesaplaşması ölçüsünde önem taşımaktadır. Bu yüksek kültüre sadece sınırlı bir biçimde giren kadın ve erkeklerden, daha çok Müslüman olanlarla, Anadolu’da, İstanbul’da ve Rumeli’nin doğusundaki kentlerde yaşayanlarla ilgileneceğiz. Sonuncuların anadilleri başlangıçta farklı idiyse de, yazı yazarken çoğu kez Türkçeyi kullanmışlardı. Aralarından saray kültürünü bilen ve belirli bir dini eğitimi olanlar, yazılarını öbürlerine göre daha çok Arapça ve Farsça sözcükle süslemişlerdi. Ortodoks ve Katolik Hıristiyanların Bosnalı Müslü­ man komşularını Türk diye adlandırmış olmaları ve hâlâ da böyle adlandırmaları, bu Müslümanlar arasında Türkçenin yaygın olmasıyla ilişkili bulunsa gerektir. Bu bağlamda İstanbul’da oturanların özel bir önemi vardı. Çünkü burada Osmanlıca-Türkçe okuyup yazanların sayısı, imparatorluğun başka herhangi bir yerine göre çok daha fazlaydı. Ayrıca camilerdeki, tekke ve zaviyelerdeki çok sayıda kütüphane de kentlilerin yazılı kültüre ulaşmalarını kolaylaştırıyordu. Ayrıca kütüphaneler yazmaların görece korunabildiği yerlerdi, dolayısıyla “sıradan” kentlilere ait yazmalar, İstanbul’da, başka yerlerde olduğundan daha çoktu. Kütüphaneler çoğunlukla taş binalardı; evlerde saklanan yazmaların çoğu yok olup giderken, kütüphaneler yangına karşı daha bir güvenlikliydiler.

Anadolu’daki kentlilerin sesi çok daha az duyulur; bu durum Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün bölgeleri arasında Anadolu’nun hâlâ en az araştırılmış bölge olduğu gerçeğini yansıtıyor. Anadolu kentlerinin birçoğunun sadece orta büyüklükte olmalarından ötürü, okuryazar kentlilerin toplanabileceği eğitim kurumlan da epeyce küçük çaplıydı. En fazla eğitim kurumuna rastlanan kentler, sayısız külliyenin bulundu­ ğu eski başkent Bursa, bir de Mevlevi dergâhına ait (varlığını günümüzde de koruyan) zengin bir kütüphanenin yer aldığı Konya’ydı

Coğrafi açıdan belirtmek gerekirse, ilgileneceğimiz alan tarihçilerin öteden beri Osmanlı İmparatorluğu’nun çekirdeği diye adlandırdıkları, yani Güneydoğu Avrupa’dan Batı ve Orta Anadolu’ya kadar uzanan bölge olacak. Güneydoğu Avrupa derken bugünkü Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan ve Bosna-Hersek’i kastediyoruz. Günümüzde büyük bir bölümü Hırvatistan’a ait Dalmaçya kıyı­ ları da Osmanlıların bu çekirdek bölgesi içindeydi. Çekirdeğe girmeyen yerler ise bugünkü Romanya’da bulunan Eflak ve Boğdan’dır. Gerçi bu iki bölgenin voyvodalarını saray atardı, ama orada Müslümanlaştırılmış bir yerli üst tabaka yoktu, Müslüman Türk de azdı. Osmanlı egemenli­ği görece kısa (1540-1683) sürdüğü ve sık sık savaş çıkan bir sınır bölgesi olduğu için Macaristan’ı da incelememizin dışında tuttuk. Benzer nedenlerle Doğu Anadolu’yu da kapsam dışında bıraktık. Bu bölgede çok az kent merkezi buluyordu ve bunun da ötesinde 19. ve 20. yüzyıllardaki savaşlar buralardaki kütüphane ve arşivlerde saklanan malzemeye önemli ölçüde zarar vermişti. Daha kapsamlı bir eserde, Diyarbakır, Gaziantep, Bitlis ve Van daha fazla ele alınabilirdi, ama bizim bu çalışmamızda bir seçim yapmamız gerekliydi. Kuşkusuz en önemli kayıp, Arap vilayetlerinin, yani bugünkü Suriye, Mısır, Irak, Libya, Tunus ve Cezayir’in inceleme kapsamının dışında tutulmuş olmasıdır. Yine de bu bölgelerin çoğuyla, özellikle de Suriye, Mısır ve Tunus ile ilgili, çe­şitli Avrupa dillerinde yazılmış zengin incelemelerin varlığı bizi bir öl­çüde avutmaktadır

Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun büyük çoğunluğu köylülerdi. Bazı bölgelerde, özellikle Orta Anadolu’da göçebeler ve yan göçebelerin de önemli bir rolü vardı. Ama kentlerin dışında epeyce az sayıda cami ve dini bina bulunmaktaydı; sanayi öncesi başka köylü toplumlarda oldu­ğu gibi Osmanlılarda da okuryazar sayısı çok azdı. Bunların da ötesinde, var olan birkaç kaynak çoğu zaman kamuoyuna ulaşmamış ya da başka biçimde değerlendirilmişti. Yazık ki bu yüzden, nüfusun büyük çoğunluğunun kültürüne sadece olanakların elverdiği ölçüde eğilmekle yetinmek zorundayız

Kaynaklar:

Suraiya Faruqhi – Osmanlı İmparatorluğunda Gündelik Yaşam

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir