Nüfus

Tolga Gerger

Geçtiğimiz günlerde yine garip bir tartışmanın içinde buldum kendimi.  Zaten son günlerde memlekette herkes garip tartışmaların içinde değil mi? Fersude duyduklarına inananlar mı dersiniz yoksa  internet denilen bu amansız kirliliğin bulunduğu mecrayı kendine kaynak tutanları mı? Garip iddialar garip saplantılar.. Tabi tarih belgeyle konuşulduğu zaman ortaya bambaşka şeyler çıkıyor. Bizim memlekette inanmak istediğine inananın sesi yine en fazla çıkıyor ya neyse..

Bu ülke Abdullah Cevdet’i bugün bile tam olarak anlayabilmiş değil. Oysa kendisi çok önemli bir düşünce adamı. Bunu eserlerinde ve duruşunda görebilmemiz mümkün.

Abdullah Cevdet’in,  günümüzde yurtdışından damızlık erkek getirilmesi için öneride bulunduğuna dair bir iddia ortaya atılmakta. Bu magazinsel yaklaşım elbette gerçekle bağdaşmıyor. Tabi bu iftiraların bazı nedenleri var.  Reinhart Dozy’nin İslam Tarihini konu alan ve o devrin ‘Şeytani Ayetler’i gibi olan kitabını 1910’da Türkçe’ye tercüme edip yayınlamıştı. Tartışmalar daha da artınca, o günlerde iktidarda bulunan İbrahim Hakkı Paşa kabinesi de işin içine girmek zorunda kaldı ve hükümet 1910’un 17 Şubat’ında aldığı bir kararla Abdullah Cevdetin tercümesini hem yasakladı, yasaklamakla da kalmadı, kitabın elde kalan nüshalarının ‘Galata Köprüsü’nden denize atılarak imha edilmesine karar verdi. Karar hemen tatbik edildi ve onbinlerce sayfa, köprünün üzerinde yaşanan bir edebi linç ortamında parça parça edilip denize savruldu.. Ona saldırılmasının bir diğer nedeni  ise Türklüğü aşağıladığına yönelik iddialardır. Oysa bu da yanlıştır. Kendisinin Hüseyin Cahid Yalçın’a gönderdiği mektupta bu apaçık bellidir.

Bazı şeyleri konuşurken bilinmesi gerekiyor. Samet Ağaoğlu’nun kitabındaki iddia Dr. Abdullah Cevdet tarafından söylendiği iddia edilen ‘Bu milleti adam etmek için Batı’dan damızlık erkek getirmek gerekir’ şeklindeki sözlerin aslı ‘Başta frengi olmak üzere daha birçok hastalık Türk ırkını çirkinleştirdi. Irkı güzelleştirmek için, neredeyse Macaristan’dan erkek ithal etmemiz gerekecek’ şeklindedir. Konu hakkında  bu bilgiyi İlber Ortaylı’da belirtmektedir. Fakat o dönemin önemli tartışmalarından biri olan konuda muhatap olunan kişi Abdullah Cevdet değil  İkdam Gazetesi başyazarı Ahmet Cevdet olmuştur..

Peki bu tartışmanın esas nedeni neydi? Bunun için konunun anlaşılması gerekiyor.

Türk nüfusu bitmenin eşiğindeydi. Yaşanan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeniyle Türkiye nüfusu artmayan aksine azalan bir yapıya girmişti. Uzun yıllar boyunca  yaşanan savaşlara bakalım her ne kadar farklı milletlerin desteği olsa da Türkler ordunun esasını oluşturuyordu. İlk nüfus sayımı/yazımı olmakla birlikte, 1831 sayımı aslında günümüzdeki teknik anlamda yürütülen nüfus hizmetlerinden doğan ihtiyacı karşılamak için yapılmamıştı. 1831 sayımının en önemli sebebi Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra, yeni kurulan ve “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye” adı verilen orduya alınacak asker potansiyelinin tespiti ile vergilerin dağılımı, tahsilinde görülen aksaklıkların düzeltilmesi ve cizyenin yeniden tayin edilmesiydi.  Burada bazı verileri paylaşmak zorundayız. Osmanlı Devleti, 1450’den 1900’e kadar zamanının % 61’ini muharebe meydanlarında tüketmiştir. Ortalama hesapla yarım yüzyılın 30.5 yılı savaşla geçmiştir. Osmanlı tarihinde yalnız bir kez 1739’dan 1763’e kadar çeyrek yüzyıl barış-toparlanma dönemiydi. Türk nüfusu işte bu savaşların yüküyle azalma eğilimine girmiştir. Nüfusun azalma eğilimi karşısında bazı araştırmalar yapılmıştır. Kesin olmayan bir yoruma göre Alman uzmanlardan Dr. Von During Sultan II. Abdülhamit’e konu hakkında bir  rapor sunulmuştur. Dr. Von During’e göre, yaygın olan hastalıkları kontrol için radikal önlemler alınmazsa Türk unsuru iki nesil sonra yok olacaktı. Dönemin büyükelçilerinin yazdığı raporlarda bu nüfusun azalmasına dikkat çekilir.  Her ne kadar kaybedilen topraklardan gelen muhacirler Anadolu’ya yerleştirilse bile ters bir tablo ortaya çıkmakta. Buna göre Gayrimüslim nüfus artarken Türk Müslüman nüfus azalıyordu. Dizanteri, tifüs, kolera ve pek dillendirilmese de Anadolu frengi ile  mücadele ediyordu.

Devlet yaşamın devamlılığını korumak için bazı önlemler almaya çalışsa bile şartlar buna izin vermemiştir. Üst üste gelen savaşlar, göçler ve salgın hastalıkların neticesinde devletin temelini oluşturan  Türk nüfus resmen bir kırılmaya uğruyordu. Fakat yaşanan bu felaket henüz sona ermemişti. Patlak veren Birinci Dünya Savaşı ve  onun neticesinde yaşanan kayıplar inanılmaz düzeye çıkmıştır. Savaşı getirdiği ağır fatura bütün bir ülkeyi etkileyecekti.  Erkek nüfusunda yaşanan ağır kayıplar bazı önlemler alınmasını gerektiriyordu. 24 Ağustos 1916’da Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın teşebbüsüyle, savaş zamanında ihtiyaç duyulan kollarda çalışacak işçi açığını kapatmak ve cephedeki askerin evlerinde terk ettikleri kadınların nafakalarının tedarikine yardımcı olunmak amacıyla Kadınları Çalıştırma Cemiyeti tesis edilmiştir. İttihat ve Terakki bu kararla nüfus oranını yukarıya çıkarmayı amaçlıyordu. Yapılanlar bununla sınırlı kalmamıştır. İttihat ve Terakki bünyesindeki erkekler azami 25, bayanlar 20 yaşında evlenmek mecburiyetindeydi. Cemiyet içerisinden evlenen çiftlerin maaşlarına ilk olarak % 20 oranında, ayrıca doğacak çocuk için de % 20 ek zam yapılması kararlaştırılmıştır.

Türk nüfusunun yaşanan olaylar sonrası azalması mütareke masasında kaybeden Osmanlı için felaketle sonuçlanacaktı. 18 Ocak 1919’da toplanacak Paris Barış Konferansı’nda Wilson İlkeleri’nden mülhem olarak milletlerin geleceğini, sahip oldukları nüfusları belirleyecekti.  Dönemin gazetelerinde bu korkunç tablo karşısında yapılan çaresiz çözüm önerileri dikkatlerden kaçmamaktadır. Yaşanan bu kayıplar yabancıların gözünden asla kaçmadı. General Harbord’un Türkiye gezisinin ardından Amerikan Senatosu’na sunduğu raporda bu durum gözler önüne serilmekteydi;

“… İstanbul’dan Mardin’e kadar olan bütün bölgeleri gezdik. Milliyetçi hareketin amacı Türklüğün şerefini kurtarmaktır. Türkiye hastalık ve harplerden nüfusunun yüzde 20’sini kaybetmiştir…”

Dönemin aydınları bu konuda fikir yürütmüşlerdi. Bunlardan biri İkdam Gazetesi başyazarı Ahmet Cevdet Bey’dir.  Ahmet Cevdet Bey Anadolu’daki nüfus meselesini iktisadi meselelerin en önemlilerinden biri olarak görmektedir.  24 Mart 1920 yılında İkdam Gazetesinde konu hakkında bir yazı kaleme almıştır. Ahmet Cevdet Bey, Osmanlı Devleti’nin uyguladığı usullerden olan devşirmenin Anadolu nüfusunun daha çabuk azalmasını önlediği görüşündeydi. Ona göre, savaşlarda esir edilen erkek-kadınların Müslüman olup evlenmeleri bir taraftan Osmanlı Devleti’ndeki nüfusa olumlu katkı yaparken diğer taraftan ırkın yenilenmesine yardımcı olmaktaydı. Fakat bu durumun “güzel kadın almak sevdasıyla hiç tekemmül geçirmemiş milletleri de kanımıza çok fazla karıştırmışız. Bunun netayici evlatlarında görülmüştür.”

Türk nüfusunun yaşadığı felaket TBMM’nin de dikkatinden kaçmamıştı. Erzurum Mebusu Salih Efendi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında meclise sunduğu İzdivaç Kanunu bunu önlemek için yapılmıştır

17 Şubat 1921 yılında sunulan ve kabul edilmeyen bu kanun  bazı ufak değişikliklerle 7 Nisan 1923 günü tekrar mecliste görüşülmüştür. Kanunun en önemli bölümü ilk maddesidir;

“Madde 1. TBMM’nin nüfuzu dahilinde isteğe bağlı evliliğin başlangıcı on sekiz, sonu ise yirmi beştir. Yirmi beş yaşını tamamlayıp mazeretsiz olarak evlenmeyenler evlilikle mükellef tutulacaktır.”

Bu bir ülkenin hayatta kalabilmek için yaptığı zorunlu bir uygulamadır. Kanun teklifinin diğer maddelerinde evliliğin zorunlu tutulmasını ve devlet eliyle kontrol edilmesine dair hükümleri bulmak mümkün. Kanun teklifini sunan Salih Efendi’ye göre, meclisin meşgul olduğu meselelerin başında olan hali hazırdaki savaş ve getirdiği hem cephe hem de gerisindeki yıkım, teklif lehine bir hava oluşturacaktı. Evlenmenin ciddi bir safhası da, nüfus meselesinde evliliğin ilk şart olduğu gerçeğiydi.. Türkiye’de nüfus meselesi sorununun farkında olan vizyon sahibi insanlar bu yasa tasarı öncesinde ve sonrasında konuyu tartışmıştır. Dönemin Vakit Gazetesi 8 Şubat 1922 günü Doktor Mazhar Osman Bey’e görüşünü sormuştur. Osman Bey, sağlıklı, henüz 17 yaşını tamamlamamış bulunan bir gencin evliliğinde bir mahzur bulmazken, 25 yaşını tamamlayıp sağlığı müsait olmayan bir gencin evlenmesini doğru bulmadığından, mümkünse bunların evliliklerine mani olunması taraftarıydı. Konu hakkında beyan bildirenlerden biri ise Ahmet Cevdet olmuştur. İkdam Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Cevdet Bey, köşesinde bir makale yazmıştır. 13 Mart 1922 tarihli İkdam Gazetesinde Ahmet Cevdet Bey Macaristan’da arazi sahibi olmayan Macar köylülerinin Anadolu’ya yerleştirilmesi taraftarıydı. Böylelikle nüfus da artacaktı. Kendisi sözlerine şu şekilde devam etmekteydi;

“Bunlarla biz aynı cinsteyiz. Halis Macarların bize çok muhabbetleri vardır. Macaristan merkezi Avrupa’da en ileri memleketlerden biridir. Yugoslavlar, Romenler Macarlara göre pek geridir. Macarlar özellikle zirai teşkilat hususunda ileri gitmiş bir milletti. Ben Anadolu’ya lazım olan fen memurlarının tamamını Macarlardan seçerdim.”

Ahmet Cevdet Bey, Salih Efendi’yi Anadolu’da kasaba ve köylerde küçük doğumevleri yapılması hususunda uyarmaktaydı. Ahmet Cevdet Bey, zorunlu izdivacın mümkün olmaması halinde onun yerini alabilecek tedbirlerden bahsetmiştir. Ona göre, önce hükümet kendi memurları içerisinde geçim sıkıntısı olmayanlara izdivacın lüzumunu anlatmalıydı. Bu çözüm önerilerini  23 Şubat ve 27 Şubat 1923 yılında yayınlanan İkdam Gazetesinde yinelemiştir.

Tekrar etmekte fayda görüyorum. Konu hakkında yorum yapan kişi Ahmet Cevdet Bey’dir Dr. Abdullah Cevdet değil..

Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye nüfusunu toparlama gayretine girdi. Afet İnan’ın aktardığına göre Mustafa Kemal  konu hakkında şunları söylemiştir;

“Bu memleket o kadar vâsidir ki, bu nüfus bittabi bu memleketi işlemeğe gayr-ı kâfidir. O zihniyetin takibinden hasıl olan hataların en ağır cezalarını çekmekteyiz. Çok tenâkus çekmiş olan nüfusumuzu teksir etmek lazımdır”

Mustafa Kemal Türk nüfusunun toparlanmasına yönelik çözüm önerilerini ise 2 Şubat 1923 günü İzmir’de belirtmiştir.

“Fakat bu insanları sekiz milyondan seksen milyona çıkarmak lazımdır ve şüphe yok, bunun için her bakımdan icap eden vasıtalara girişilecektir, sıhhi, iktisadi vesaire…Fakat biz bunu bekleyemeyiz. İnsan noksanını başka bir şeyle telafi etmek mecburiyetindeyiz ki, o da fennin bahşetmiş olduğu vasıtalardır. Ve onun adına makine derler…”

10 yılda 15 milyon genç sözlerinin arkasında yaşanan bu felaketlerin acı hatırası durmakta. Yaşananları günümüz ile kıyaslamak bizi ancak yanlışa götürür. Yıkılmış bir ülkenin yeniden toparlanması gerekiyordu ve bunun için çaba gösterildi. 2017 yılında artık her şey çok daha farklı. Dünün nüfus politikası bugün uygulanamaz.

 

Tarih Yazılmaya Devam Ediyor

 

Kaynaklar:

Cengiz Mutlu Nüfus ve İzdivaç Meselesi

Adnan Çimen Sayım, Kayıt Düzeni ve Teşkilatlanma Açısından Osmanlı’da Nüfus Hizmeti

Murat Bardakçı 21 Ağustos 2005 Makale

Sir Edwin Pears  Turkey and Its People (1911)

Gülfettin Çelik Ömer L. Balkan Osmanlı’da Nüfus ve İskân Politikaları-Osmanlı’da İskân Tarihi

Erol Ulubelen İngiliz Belgelerinde Türkiye

Vakit Gazetesi

İkdam Gazetesi

TBMM Zabıt Ceridesi, c. 7, Devre I, İctima Senesi 1, 125. İçtima, Ankara 1958, s.71-72.

TBMM Zabıt Ceridesi, c. 8, Devre I, İctima Senesi 1, 155. İctima, Ankara 1945, s. 358-361; Yaşar Semiz, “1923–1950 Döneminde Türkiye’de Nüfusu Arttırma Gayretleri ve Mecburi Evlendirme Kanunu (Bekârlık Vergisi)”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Entitüsü Dergisi, yıl 2010, sayı 27

Atatürk’ün Bütün Eserleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir