İttihat ve Terakki II

Tolga Gerger

“(Sultan) önünde serili duran uygarlığın zenginliklerini gözden geçirirken halkının yararına olacağı muhtemel olanakları dudak bükerek reddetmiş ve yüzyılların deneyimiyle ortaya çıkmış olan modern bilimsel devlet idaresi mekanizmasını tercih etmiş. Bu mekanizma, herkesin malumu olduğu üzere kan ve hazine, asker ve vergi üretimini sağlayan cıvatalarıyla çalışır”

Adolphus Slade, Kraliyet Donanması 1831

Türkiye’nin yakın tarihi keskin değişimlere sahne olmuştur. Bu değişimlerin yansımasını halk olumlu yada olumsuz şekilde derinlemesine yorumlamaz. Çünkü Türkiye’de siyaset oldukça basit söylemler üzerine kurulmuştur. Demokrasi kültürünün topluma yerleşmediği ülkelerde girişimler ya askeri müdahale yada sandık olarak algılanır. Oysa çözüm ikisi de değildir. Reformlarını seçimlerden çıkan sonuca göre yorumlayan kırılgan demokrasileri okyanusta yüzen karıncalara benzetirim. Böyle insanlar geleceği göremezler sadece bugünü kurtarmanın derdindedir. 1860’lı yıllarda günü ve yarını kurtarmanın endişesi içinde olan aydın sınıf  işte bu ikilemlerin arasında sıkışıp kalmıştı. Kendilerine Yeni Osmanlılar adını verecek olan bu sınıf kimilerine göre derin bir teori bırakamadı kimlerine göre ise kalıcı izler bıraktı.

Jön Türkler siyasî fikir boşluklarını iki şekilde kapatmaya çalışmışlardır. Bir yandan kendi devirlerinde Avrupa’da tartışılmakta olan fikirlerin “popülarize” edilmiş şekillerinin etkisi altında kalmışlar ve büyük teorisyenlerle halk arasında aracı rolünü oynayan ikinci derecede düşünürlerin görüşlerini kendi fikirlerine intikal ettirmişlerdir. Tarde gibi büyük bir sosyolog göz önünde tutulduğu zaman, Le Bon’un fikirlerinin Jön Türk düşüncesindeki yeri bu davranışın karakteristik bir örneğini oluşturur. Öte yandan, Jön Türkler uzun zaman fikirsizlikten kendileri de şikâyet ettikten sonra Abdülhamit devrinde ihtilalci çevrelerin dışında geliştirilmiş bazı siyasî ve sosyal dünya görüşlerini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Jön Türklerde rastladığımız Türkçülük başlangıçları bunun tipik bir örneğini verir.

Değişime kayıtsız kalınamazdı. Modernleşmenin aşamalarından geçmeden yeni bir şey yapılması gerekiyordu. Şinasi’nin basın yoluyla başlattığı süreç kısa zamanda aydınlar arasında yankı buldu. 1866 yılında Ali Suavi önderliğinde çıkan Muhbir Gazetesi yayın hayatına başladığı andan itibaren Girit sorununu bahane ederek muhalif bir duruş sergiledi. Onlara göre çözüm milli bir meclisin kurulmasından ileri geliyordu.  Ziya Bey(Paşa), Namık Kemal, Ali Suavi ve Şinasi gibi aydınların oluşturduğu blok yeniliği ve muhalefeti basın yoluyla yapmayı düşünmüşlerdir. Yenilik basın yoluyla yapılabilir mi? Elbette yapılabilir fakat bu basının ne ölçüde kullanıldığı ile doğru orantılıdır. Bu geçmişte de böyledir gelecekte de böyle olacaktır. İşte bunu anlayan aydınlar Muhbir Gazetesinde okuyucuların mektuplarını yayınlayarak halkın yönetim hakkında fikirlerini söyleme geleneğini başlatmışlardır. Fakat bu çaba bile yeterli değildi. Çünkü örgüt olmadan düşüncelerin yayılması kolay olmayacaktı. Örgüt, 7 Haziran 1865’te Belgrat ormanlarında düzenlenmiş bir piknik görüntüsü altında kuruldu. Örgüt ilk zamanlarında “Yurtseverler Birliği” adını almışsa da, kısa bir süre sonra bu adı ”Yeni Osmanlılar Cemiyeti” olarak değiştirmiştir.

Osmanlı İmparatorluğunu çökmekten kurtarmak için ihtiyaç duyulan yönetim biçimi, kaynaklar ve yöntemler basın yoluyla halka anlatılıyordu. Peki bu gerçekleştirilebilir miydi? Namık Kemal bu soruya tam anlamıyla Victoria devrine has bir iyimserlikle cevap verir:

“ Madem ki Avrupa bu hale topu topu iki asır içinde gelmiş ve madem ki gelişime giden yolların mucidi onlar olmuş, biz o vasıtaları hazır bulacağız.. Hiç olmazsa iki asır içinde olsun bizimde en uygar memleketlerden sayılabilecek bir hale gelebileceğimizden şüphe duyulabilir mi?”

Fakat Yeni Osmanlıların Avrupa’yı yakalayabilmek için iki asır beklemek gibi bir niyetleri yoktu çünkü vatan elden gitmek üzereydi.  Muhalefeti sertleştirdiler bunun karşılığında baskıda sertleşti. Avrupa’ya gitmekten başka bir yol yoktu. İç örgütlenmesi İtalyan Carbonari örgütleri benzeri olan ‘Yeni Osmanlılar Cemiyeti” yurt içinde kurulduktan kısa bir süre sonra yurt dışına çıktı ve eylemlerine orada devam etti. Derneğin bütün mali sorunlarını Mustafa Fazıl Paşa çözümlemekteydi.

1867 yılına gelindiğinde Avrupa’da muhalefet yapan Yeni Osmanlıların yapacakları kısıtlıydı. Burada gazeteler çıkardılar fakat aralarında net görüş ayrılıkları vardı. Bu ayrılıkları günümüzde “aydın” olarak tanımlayabileceğimiz  çevrede görmek mümkündür. Aslına bakacak olursanız çok ince olan bu ayrımlar, Türk  aydın çevresinde hep derinleştirilir. O günlerde Avrupa’da olan Yeni Osmanlıların yaşadıkları da tam olarak buydu. Ama her şeye karşın, cemiyet, eylemlerine devam ettiği sürece bazı programların çevresinde birleşmiştir. Bu programlardan birincisi, 1867 baharında kamuoyuna açıklanan bir açık mektuptur. Açık mektup, Mustafa Fazıl Paşa tarafından, Abdülaziz’e yönelik biçimde kaleme alınmıştır. Bu mektup uzun süre Yeni Osmanlıların bir program taslağı gibi kabul görmüş ve yayılmıştır. Mektubu konu hakkında önemli araştırmalar yapan Tevfik Çavdar şu maddelerle özetler;

– Her gelişmenin ve ilerlemenin temelinde özgürlük yatar, ·

– Özgür bir kamuoyu, memurların keyfi davranışını denetler ve onların hata yapmalarını engeller,

– Özgürlüğün olmadığı toplumlarda reformlar gerçekleştirilemez,

– Özgürlüğün olmaması, Avrupa ülkelerinin Osmanlı Devleti’nin işlerine karışmasını adeta teşvik etmektedir,

– Özgürlük, Padişah’ın bağımsızlığını kaldırma anlamına gelmediği gibi, halkı din ve geleneklerinden uzak düşürme gibi bir sonucu da vermez.

-Din, kişinin manevi yönünü ilgilendirir. Bir ülkenin yasalarını din kuralları belirlemez. Dinin dünya işlerine karıştırılması, onun halka karşı kullanılması olanaklarını da arttırır.

– Her ülke için meşru devlet şekli anayasalı bir devlet düzenidir.

– Adaletin ilkeleri mekana göre değişmez

– Zulüm ve istibdat karşısında tek çıkar yol, sorumluluğu ve eylemleri denetleyebilen bir yönetimin kurulmasıdır.

İstenilen işte bunlardı. Fakat devlet içeride ve dışarıda zor günler yaşıyordu.. Türk düşünce hayatına dair hasretler bu dönem Avrupa’da kaleme alındı. 1872 Kasım ayında Namık Kemal İbret’te yayınlanan  makalesinde ülkesinde olmasını isteği hayatı  Londra kıyaslamasıyla anlatır;

“Bütün uygar memleketleri dolaşmaya ne hacet. İnsan yalnız Londra’yı dikkatle gözlemleyecek olsa göreceği güzellikler karşısında aklı durur. Londra’ya dünyanın modeli denilse yeridir.”

 

Devam Edecek..

 

Tarih Yazılmaya Devam Ediyor.

 

Kaynaklar:

Tarık Zafer Tunaya Türkiye’de Siyasal Partiler 2. Cilt

Feroz Ahmad İttihat ve Terakki

Şerif Mardin Jön Türklerin Siyasi Fikirleri

Tevfik Çavdar İttihat ve Terakki

Kazım Karabekir İttihat ve Terakki Cemiyeti

Bernard Lewis Modern Türkiye’nin Doğuşu

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir