İttihat ve Terakki – Başlarken

Tolga Gerger

2017 yılı oldukça ilginç başladı ve ilginç bir şekilde devam ediyor. Yeni yıla girdiğimiz ilk saatlerde bir dostumun evindeydim. Gelen acı terör saldırısı karşısında tadım kaçtı. Eve geldiğimde bu sene daha ne olabilir soru işaretiyle sabaha kadar oturdum.. Zor senelerin sanki yükü omuzlarımıza binmiş durumda bu benim içinde geçerli. Uzun zamandır ülkemiz siyasi bir kaos döneminden geçiyor. Durumlar o denli belirsiz ki bu belirsizlikler altında referanduma gidiyoruz. Türkiye yine çareyi sandıkta arıyor. Demokrasi kültürünün zayıf olduğu yerlerde çareler ya sandıktır yada darbedir. Konu hakkında günün siyasi söylemlerine girmek istemiyorum fakat ortada bir gerçek var. Bizlerin seçtiği insanlar neden uzlaşamıyor? Bu uzlaşma her kesimin iştirak ettiği şekilde neden düzenlenmiyor?  Aslında sorulacak fazlasıyla sorum mevcut fakat cevaplayabilecek kişi yada kurumların ülkemizde olmadığı düşüncesindeyim. İhtiyatlı insanların zor bulunduğu coğrafyamız kutuplaşmaya açık şekilde 16 Nisan tarihini bekliyor.  Bu ülkenin tüm yurttaşları için çok önemli bir kararın arifesindeyiz

Gün geçtikçe artan kutuplaşmayı artık endişeli şekilde izler oldum. Sanki ülkenin başka bir sorunu yokmuş gibi davranan idareciler nasıl bir uçuruma sürüklendiğimizin galiba farkında değiller. Bizleri uçuruma götüren yanlış siyasi dile inanan garip güruhun söylemleri ise gün geçtikçe farklılaşıyor. Geçtiğimiz günlerde buna benzer bir olayı şaşkınlıkla izledim. Referandumu Roma’yı fetih edeceğiz naralarıyla tanımlıyorlar. Bildiğim kadarıyla Roma İtalya’nın başkenti İstanbul ise ikinci bir Roma ve Türkiye’nin en büyük kenti. Bu güruh acaba hangi Roma’yı almak için bu mücadeleyi veriyor! Bu dil iyi bir dil değil. Türkiye’de en üstten en alta bu kutuplaşmayı görüyor adeta Neron’un Roma’nın yanışını izlemesi gibi izliyor ve müdahale edemiyorum. Iskaladığımız o kadar çok konu var ki; eğitim, sağlık, sanat, işsizlik, kadın hakları, Gaziler, suçsuz HHO Öğrencileri , engelliler, atanamayan öğretmenler, yaşlılar, asgari ücretliler, akademisyenler, gazeteciler.. Sayfalarca uzayabilecek kocaman bir liste var karşımızda peki neler oluyor ne yapabiliyoruz. Belli bir noktadan sonra cümleler duruyor. Yeni neslin hiç anlamadığım bir ifadesi gibi “büyük resme bakamıyorum”. Evet bunu yapamıyorum galiba işte tam bu noktada tarih bize yardımcı oluyor. Sayın Tarık Zafer Tunaya’nın çok sevdiğim bir ifadesi var;

“Bir ülkenin insanları zaman zaman yakın tarihin aralanmış kapılarını zorlamalı. Çünkü orada öğrenecek çok şey vardır. Alınacak bir hayli ders vardır. Ben de bunu yapıyorum.”

İşte bizlerde bunu yapmalıyız. Peki ders çıkartabiliyor muyuz? Üzgünüm ama hayır. Bırakın 100 yıl önceyi görmeyi 1 ay hatta 1 hafta öncesini bile unutur olduk. Oysa tarihten çıkartılacak dersler öyle fazla ki. Özellikle bizim gibi yaşamadığı felaket kalmayan  memleketlerde tarih bakmamız gereken bir aynadır.

Son zamanlarda sıkça duymaya başladığım bir söz var “Kahrolsun İstibdat”. Yıllar önce bu ülkenin ayaklarının altından kayışına dur demek isteyen asker, sanatçı, aydın hatta bazı din adamlarının oluşturduğu İttihat ve Terakki işte bu sözlerle mücadeleye başlamıştı. Bir devrin ve bir neslin partisi oldular. İstibdat simgesi olan Sultan Abdülhamit’i tahttan indirip akıllarında olan hürriyet fikrini ülkeye yaymaya çalıştılar. Güç ellerinden kaymaya başlayınca sopaya sarılıp yönetimi zorla ele geçirdiler. Bu imparatorluğun elbette yıkılacağını biliyorlardı ama yinede sonu gelmez bir maceraya atılıp Dünya Savaşına girdiler. Onlar değiştiği gibi zamanla bu ülke ve dünya değişti. Ülkeyi terk ettikten sonra bile mücadeleye devam etmek istediler. Çoğu yurtdışında öldürüldü. Geride ise bize çok ilginç bir miras bıraktılar.

İttihat ve Terakkinin 1908 yılında yaptığı ilerici hareket 1918 Kasım ayında bizi bambaşka bir serüvene sürükledi. Bu siyasi hareket yıllar içinde farklı amaçlara bağlandı. Şurası oldukça açık sadece İttihat ve Terakkiye değil bütün tarihe ne zamandan baktığınız önemlidir. İttihat ve Terakki 1908 yılında kahraman 1918 yılında haindir. Peki tarihçilik böyle yapılabilir mi? Günün koşulları ifadesi “birilerini” rahatsız etse de bunu anlamak zorundayız. 2017 yılının koşullarında İttihat ve Terakkiyi anlamak bu doğrultuda önemli. Bugün kullanılan “Kahrolsun İstibdat” söylemine o dönem  nasıl gelindi ve neler oldu. Bunlar tarihin sayfalarında kalmış şeyler değil bugün bunları görüyoruz.

O günün koşullarında Anayasayı durduran Sultan Hamit uyguladığı baskı sonrası ülkeyi sindirmiştir. Kendince haklı nedenleri olabilir fakat bu topraklar bu denli baskıları kaldıramaz. Bu baskının koşullarında kurulan İttihat ve Terakki önce cemiyet sonra bir parti olmuş ve ülkenin geleceğine yön vermiştir. Bugün yine farklı baskılar altındayız. Ekonomik, toplumsal yada siyasi bu baskılar halk kitlelerini farklı radikal cephelere bölmüş durumda. Tarihi aynen yaşıyoruz . Tek temennim aynı sonun bir daha yaşanmaması. Çünkü o zaman bu sürecin sonunda işgale uğradık ve bunun bedeli ağır oldu. Yüzyıllardır birlikte yaşayan komşular birbirlerini öldürmeye ve nefret duymaya başladı. Yaşananların aynısını yaşamamak için geçmişin bilinmesi gerekiyor.

 

Devam Edecek..

 

Tarih Yazılmaya Devam Ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir