Hazarfen Hüseyin Efendi

Filiz Özdemir

XVII. yüzyıl Osmanlı tarihinin şatafatlı devirlerinin yerini bazı karışıklıklara bıraktığı, devlet düzeninde birtakım bozulma emarelerinin görülmeye başladığı bir dönem olacaktır. İşte bu devrede Osmanlı tarihçiliğinde birtakım degişiklikler ve yenilikler görülecektir. Osmanlı tarihçilerinin batı dillerini öğrenmeleri, batılılarla daha yakın temaslar kurulması ve eserlerini yazarlarken batı kaynaklarından yararlanmaya başlamaları bu dönemde başlamıştır. Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi,İbrahim Peçevî, Koçi Bey, Na’îma bu devrede karsımıza çıkan bazı önemli ilim ve fikir adamlarındandır,

İşte çalısmamıza konu olan eserin müellifi Hezârfen Hüseyin Efendi, bu yüzyılda yetişmiş, engin bilgisinden dolayı “hezârfen” unvanını almış, münevver bir şahsiyettir. Onu anlamak için yetiştiği dönemi iyi bilmek gerekir:

İnebahtı Savaşı (1571) sonrası, Hıristiyan Avrupa’da Osmanlı’ya karsı bir özgüven duygusu oluşmuş; XVI. yüzyıl sonuna doğru Macaristan’da, XVII. yüzyılın başlarında Gürcistan ve Azerbaycan’da İranlıların karsısında Osmanlı Devleti’nin uğradığı başarısızlıklar ile Anadolu’da ve Suriye’de meydana gelen ayaklanmalar devletin iç ve dışta büyük bunalımlar yaşadığını göstermektedir. Bunun en önde gelen sebebi ise iktidar kavgalarında kadınların belirleyici rol oynamaya başlamalarıdır. Devlet içinde gruplaşmaların ortaya çıkması ve malî alanda sıkıntılar da bunlara eklendiğinde bir takım reformlara ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Sultan II. Osman’ın yenilik çabaları çok acıklı bir şekilde noktalanmış (1622); IV. Murat’ın saltanatı (1623-1640) döneminde bir takım önemli gelişmeler ve düzelmeler meydana gelmişse de onun ölümüyle birlikte düzensizlik tekrar bas göstermiştir. Bir süre sonra Köprülüler’in sadrazamlık makamını elde etmesiyle birlikte yenilik hareketlerine kaldığı yerden, II. Viyana kuşatması bozgununa kadar devam edilecektir. Ancak burada bahsettiğimiz yenilikler, sonraki yüzyıllardaki gibi kökten olmayıp yüzeysel ve seyrek düzenlemelerden ibaret olmustur. Arap eyaletindeki karışıklıklara karsı Alman güçleri, Venedik ve Ruslarla ilişkiler bazen olumsuz yönde gelişmişse de genellikle iyi olmuş ancak, batılı devletlerin (İngiltere, Fransa vb.) müdahale istekleri daha bu dönemden itibaren başlamış bulunmaktadır. Zira, her ne kadar Avrupalı devletler reform hareketleri sonrası kendi içlerinde mezhep savaşlarıyla kaynamakta iseler de coğrafî keşifler sonrası bunların uluslaşma süreçleri ile birlikte birbirleriyle olan sömürgecilik mücadeleleri, Osmanlı Devleti’ni siyasî ve ekonomik alanlarda oldukça olumsuz yönde etkilemiştir. Bu sırada bir kısım Avrupalı âlim ve gezginin Osmanlı coğrafyasını tanımak ve gözlemlemek için yapmış olduğu bir takım ziyaretlere şahit oluyoruz. İşte bu dönemde onlara çalışmalarında yardımcı olan, kütüphanesinin kapısını açan birisi vardır:

Hezârfen Hüseyin Efendi.

Osmanlı cografyasındaki ilk ansiklopedist bilginlerden Hüseyin Efendi, Sultan IV. Mehmet Han devrinin mâhir ve fâzıl sahsiyetlerinden biri olup elinden çok is gelen, bütün fenlere âsina mânâsındaki “Hezârfen” lâkabı ile söhret bulmustur. Onun bu lâkapla anılması çesitli ilim alanlarında bilgi sahibi olmasından kaynaklanmaktadır. O, istigal ettigi ilim dallarında her biri ayrı öneme sahip eserler bırakmıs ve zamanında batılı sefirler ve seyyahlarla münâsebet tesis edip onların takdirlerini kazanmıs bir âlimdir. Ancak bütün bunlara ragmen, onun hakkında ne yazık ki elimizde pek az bilgi bulunmaktadır. Onun hakkında bildiklerimiz kendi eserlerinden ve Bursalı Mehmet Tahir Bey ve Hilmizâde Rîfat Beylerin yazdıklarından ibârettir. Dogum tarihi bilinmeyen Hezarfen Hüseyin Efendi, İstanköy (=Cos) adasında dogmustur.Târîh-i Umûmî adlı eserinin mukaddimesinde bulunan “bu fakîr-i fürûmâye ve bu hakîr-i zaîfü’d-dirâye Hüseyin İbn Ca’fer el-İstanköyî es-sehîr bi-Hezârfen” ibâresi ile, yine “Târîh-i Devlet-i Rûmiyye (vr. 58a)” isimli eserinde geçen “Hüseyin bin Ca’fer el-İstanköyî es-Sehîr bi-Hezârfen“ kaydından baba isminin Ca’fer oldugu anlasılan Hezârfen Hüseyin Efendi, tahsilini devrinin mu’tâd usûlllerine göre memleketi olan İstanköy’de ikmâl etmis ve genç yasta İstanbul’a gelerek tahsilini burada devam ederek tamamlamıstır. Fakat, onun hangi sebepten dolayı İstanbul’a geldigi aydınlatılamamıstır. Hüseyin Efendi’nin tahsilini bitirdikten sonra devlet hizmetine girdigi bilinmektedir. İlme karsı duydugu büyük alâka ve mütecessis karakteri ile devrin ileri gelenlerinin dikkatini kısa bir zaman zarfında çekmeyi basaran Hüseyin Efendi devlet hizmetinde iken de Fazıl Ahmet Pasa’nın himâyesini görmüstür. Özellikle yeniçeri agası ve “velini’metim” dedigi Vezir İbrahim Pasa’nın lûtfuna mazhar olan Hezârfen Hüseyin Efendi kısa bir müddet, ileride “Avcı” lakabıyla tanınacak olan Sultan IV. Mehmet’in tarih hocalıgı vazifesini ifâ etmistir. Yani devrin pâdisâhı, Hezârfen’in rahle-i tedrisinden geçmis bir sultandır. Hezârfen Hüseyin Efendi, Harem’de ilk önce sipahîlik yapmıs ve buradan ayrıldıktan sonra da Divân-ı Hümâyûn ikinci tercümanı Ali Ufkî Bey’in yanında görev almıstır. Bütün kayıtlar onun kısa bir müddet devlet hizmetinde bulundugundan bahsetmektedirler. Hüseyin Efendi’nin H. 1080 (M. 1669) tarihinde meydana gelen Kandiye Gazâsı (Girit’in Fethi)’nda bulunması bu memuriyeti sebebi ile olsa gerektir.

Köprülü Fazıl Ahmet Pasa’nın H. 29 Zilkade 1077 (M. 23 Mayıs 1667) tarihinde memur oldugu bu sefere divân hizmeti, defter eminligi ve tersane eminligi gibi vazifelerde bulunmus olan Yeniçeri Agası Vezir İbrahim Pasa da katılmıstı. Muhasara müddetince gece gündüz sohbet-i serifleri ile müserref ve çesitli lûtuf ve keremleri ile  müserref oldugu İbrahim Pasa’nın yardımı ile Hezârfen Hüseyin Efendi’nin de divân hizmetlerinde bulunmus olabilecegini kaydedebiliriz. Bu hizmet, Defter Eminligi olabilir. Zira önceleri Defter-i Hâkãnî Nazırı, Defter-i Hâkãnî Emîni, son zamanlarda Tapu Umûm Müdürü adını tasıyan vazife sahibinin ismi olan Defter Emîni, Memâlik-i Osmaniyye’de bulunan timârlar, zeâmetler, haslar ve araziye müteâllik bilcümle muâmelat, eskiden beri Defter-i Hâkãni idaresine âit oldugu cihetle, timâr ve zeâmet tevcihâtı ve bu husûsda vuku’ bulan münâzaaların hall ü faslı bu dâireye âit idi. Tahrîr zamanında has, timâr ve zeâmet kaydolunan köylerin icmâli, her köyün ahâlisi mikdarı, a’sâr vesâir rüsûmâtı ile vuku’ bulan berâtları, rûznâmçe denilen defterlere kaydolunur. Hezârfen Hüseyin Efendi’nin Telhîsü’l-Beyân adlı kanunnâmesi ihtiva ettigi konular ve  devrin teskilât yapısına dâir verdigi kapsamlı ve sarîh bilgiler göz önünde bulunduruldugunda onun Defter Emîni olarak çalıstıgı kanaatini kuvvetlendirmektedir.

 

Hezârfen Hüseyin Efendi ilme ve tetkikata olan merakı sebebiyle devlet hizmetinden ayrılmıs, kendisini okumaya, arastırmaya, ögrenmeye ve kitap te’lîfine vermistir. Devlet islerinden ayrıldıktan sonra ilmî mesaisine daha da hız vererek devam eden Hezarfen Hüseyin Efendi, çalısmalarında bildigi Grekçe, İbranîce ve Latince sayesinde batı kaynaklarından da oldukça istifade etmistir. Böylelikle Yunan, Roma, Bizans tarihlerine dâir çalısmalar yapmıstır. Öyle anlasılıyor ki Hezârfen Hüseyin Efendi, içinde bulundugu dönemde batılılarla iliski kuran ve onlarla düsünce alısverisinde bulunan Osmanlı bilginidir. Süphesiz ki, bu sekilde o, Garp tarihine âit kaynakların muhteviyâtından istifâde etmeyi ve onları, kendi kitapları ile birlestirebilmeyi basarmıstır.

Tasavvufa özel bir alâkası olan müellif, Naksibendiyye tarikatına mensuptur. Hezârfen Hüseyin Efendi, zayıf bir rivayete göre H. 1089 (M.1678), fakat daha saglam bir rivayete göre H. 1103’te (M.1691’te) vefat etmistir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bahsi geçen ve kanat takarak Galata Kulesi’nden Üsküdar’daki Dogancılar’a uçtugu söylenen kisi ile herhangi bir ilgisi yoktur.

1.Orhan Bayrak, Osmanlı Tarih Yazarları, Milenyum Yay., İstanbul 20022, s. 174.

2.Franz Babinger, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, Çev. Coskun Üçok, Ankara 2003, s. 251.

3.Ramazan Sesen , Müslümanlarda Tarih Cografya Yazıcılıgı, İstanbul 2005, s.315; Hüseyin Gazi

                     ESERLERİ

XVII. yüzyılda Osmanlıların ihtisamlı günlerini geride bırakmaya basladıgı bir sırada, bu devrin yüzünü agartan Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Koçi Bey, İbrahim Peçevî, Na’imâ ve Hezârfen Hüseyin Efendi gibi hepsi de birbirinden degerli ilim ve fikir adamları görmekteyiz. Özellikle bunlardan sonuncusu, çesitli konularda ve ilim dallarında bilgi sahibi yani ansiklopedist -eski deyimimizle kırkambar- bir bilgin, ünlü bir tarihçi, gerçek bir devlet ve düsünce adamıdır. Tıp, tarih, tasavvuf, lisaniyat, cografya ve devlet teskilâtı gibi alanlarda ciddi ve önemli eserler kaleme alan ”velûd” diyebilecegimiz mütebahhir bir yazardır. Aslında bütün bunlar onun hakikî mânâda bir “Hezârfen” oldugunun delilleridir. Öyle anlasılmaktadır ki, Hezârfen’in eserleri daha zamanında batılıların ilgisini çekmis ve devrin vazgeçilmez kaynakları sayılmıslardır. Hezârfen’in eserleriyle ilgili belirtilmesi gereken bir nokta da o devirdeki bir Osmanlı münevverinin hangi meselelerle ilgilenmis oldugunu göstermesidir. Hezârfen Hüseyin Efendi’nin kaleme almıs oldugu eserleri söyle sıralayabiliriz:

TENKİHÜ’T-TEVARİH-İ MÜLUK: Bu eser dokuz kısım,bir hatimeden meydana gelir.Her kısım fasıllara ayrılır.Hezarfen bir dünya tarihi olan bu kitabı yazarken birçok kaynaktan faydalanmıştır.Hellas,Roma ve Bizans’tan ilmi şekilde bahseden ilk tarihçilerdendir.Kitap IV.Mehmed’in 1672 yılında Kamaniçe’yi fethi ile sona erer.Hatimede meridyen ve paralellerin tayininden bahseder.Hezârfen Hüseyin Efendi’nin Tenkîhu’t-Tevârih-i Mülûk’u Osmanlı tarihlerinin bir çogu gibi Türkçe olarak yazılmıs bir eserdir. Eserin dili genelde sade ve anlasılır olmakla birlikte yer yer Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar da kullanılmıstır. Ancak eser insâ ve secîden uzaktır. Tarihteki olayların kısa ve özlü bir sekilde ele alındıgı eserden müellifinin saglam bir yazı tarzı oldugu, yani üslûpçu oldugu anlasılmaktadır.Hezârfen Hüseyin Efendi, Tenkîhu’t-Tevârih-i Mülûk’u kaleme alırken yararlandıgı kaynakları eserinin girisinde ve yer yer aralarda belirtmistir. Eserde Yunan ve Latin kaynaklarından faydalanan tarihçinin elinden bir hayli kitabın geçtigi anlasılmaktadır. Eserin Türk ve İslam devletleri ile ilgili bölümlerinde genellikle Mirhond’un Ravzâtü’s- Safâ, Cenâbî Mustafa Efendi’ nin el-Âylemü’zzahir, Gelibolulu Âli Mustafa Efendi’nin Künhu’l-Ahbâr ile Fusûlü’l-hal ve’l-akd ve Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eserlerinden faydalanılmıstır.

Eserde yer alan bu konuların bablara göre dagılımı su sekildedir:

Birinci bâb: Pisdâdîyan, Keyânîyan, Eskânîyan, Sasanîyan, Batlamyoslardan.

İkinci bâb: Hz. Muhammed (A.S.)’in dogumundan, sûret ve sîretiyle gazâlarından.

Üçüncü bâb: İlk halifelerden, Ali ve Muaviye harblerinden, Hasan ve Hüseyin’in menkıbelerinden.

Dördüncü bâb: Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler ile elli kadar meshur İslâm hükûmetlerinden.

Besinci bâb: Osmanlı Devleti’nin kurulusundan I.Mehmed’e kadar olan mühim vak’alardan.

Altıncı bâb: Roma Devleti’nin kurulusundan ve bazı Yunan filozflarından.

Yedinci bâb: Konstantiniye’nin kurulusundan, Bizans İmparatorlarından, İskenderiye zelzelesinden, İstanbul’daki Çemberli ve Dikilitaslardan, eski su kemerlerinden, Bizans’taki büyük yangın ve yagmurdan, Ayasofya’nın yapılısından, Karadeniz’in donusundan, İstanbul muhasarasıyla Ebu Eyyûb’un vefatından, Girit’in Araplar tarafından fethinden, Venedikliler’in Girit’i ve Haçlılar’ın da Bizans’ı ne sûretle aldıklarından, Cenevizliler’in Galata’yı nasıl ele geçirdiklerinden.

Sekizinci bâb: Çin ü Maçin ve Hoten memleketleriyle, Çin ve Hint denizlerindeki bazı adaların cografî ve tabiî hâllerinden, hükümdarlarından, kumandanlarından, kanunlarından, dinlerinden, ilim ve marifetlerinden ahlâk ve âdetlerinden.

Dokuzuncu bâb: Amerika’nın kesfinden ve sonraki ahvâlinden. Hâtime: Tûl ve arz ta’yininden, irtifâ alınması usûlüyle bu yoldan kullanılan ölçü aletlerinden.

Hâtimetü’l-hâtime: Alıs veriste narh konması ve bu hususta en büyük idarecinin dikkatli bulunması lâzım geldiginden bahseder. Eser, H. 1083 (M. 1672/1673) vukuatı ile sona ermektedir

2.Telhîsu’l-Beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman: Kanunname-i Sultan Mehmet olarak da bilinen bu eser Osmanlı devlet teskilâtı tarihi ile bazı Osmanlı kanunları ve bunların kanun ve nizamları hakkında bilgi vermektedir.On üç bâb yani bölümden mütesekkil eserde, Osmanlı Devleti’nin ortaya çıkısı, kısaca tarihi, İstanbul sehrinin kurulusu, Bizans eserleri, İstanbul’da Osmanlılar’ın yaptırmış oldukları yeni binalar, kutsal emanetler, Hazine-i Âmire’nin gelirleri, tasra teskilâtı ve basta beylerbeyi ve sancak beyi olmak üzere tasra görevlileri, sultan ve veziriazâm hasları, saray görevlileri, Divân-ı Hümâyûn toplantıları, devletin mukannen olmayan gelir ve giderleri, günes ve ay yılı arasındaki farklar, kara ve deniz orduları, timâr ve zeâmet ve has sahipleri ile ilgili kanunlar, Kapıkulu, Yeniçeri, Sipahi, Topçu ve Cebecilerin kanunları, Tersâne ve Tersâne subayları, Kırım Hanları ve kanunları, bilim adamları ile ilgili kanunlar, narh, maden ve tuzla ilgili kanun ve nizamlar, saray dügünleri ve bu vesile ile verilen ziyafetler üzerinde durularak bunlar hakkında genis bilgiler verilmistir. Eserin baslıca kaynakları XVI. yüzyılın ünlü devlet adamı Lütfi Pasa’nın klâsiklesmis siyasetnâmesi Âsafnâme adlı eseri, Ayn Ali Efendi’nin Kavânin-i Âl-i Osman der Hülâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Divân adlı meshur Osmanlı kanunnâmesi ile Osmanlı tarihinin en önemli ilim ve fikir adamlarından ve batıda “Hacı Halife” olarak anılan Kâtip Çelebi’nin en degerli eserlerinden birisi olan Düstûru’l-Amel fî Islâhi’l- Haleli’dir. Eyyûbî Efendi Kanunnâme’si ile büyük benzerlikler gösteren eserin bazı kısımları ya bundan veya ortak bir kaynaktan faydalanılarak yazıldıgı düsünülmektedirEserin Türkiye dısında dört yazma nüshası oldugu bilinmektedir (Venedik, San Marco, Nu. 91; Bibliotheque Nationale, Ancien Fonds, Nu. 40; Orient Institut, Nu. 357). Eserin 1700’lü yılların baslarında Antoine Galland tarafından yazılmıs, okunması güç bir nüshası Bibliotheque Nationale’dedir (Suppl.Turc.Nu.694). Eser G. B. Donado tarafından 1688’de İtalyanca’ya, Petis de La Croix 1615’te Fransızca’ya, yine XVII. yüzyılda kısmen Almanca’ya tercüme edilmistir.

  1. Muhtasar Târih-i Umûmî: Bu eser, Hüseyin Efendi’nin meshur tarihi Tenkîhu’t-Tevârih-i Mülûk’un bir hülâsasından ibarettir. İsminden de anlasılacagı üzere özet olarak yazılmıs genel bir tarihtir.
  1. Târih-i Devlet-i Rûmiyye: Umûmiyetle Latin ve Yunan tarihlerinden, bazı kısımları da İslâm tarihlerinden iktibas suretiyle meydana getirilmis tercüme bir eserdir.

Bu eser, dünya tarihinin genis bir parçasını teskil etmektedir. İsminden de anlasılacagı üzere umûmî bir tarihtir. Devlet-i Rûmiyye, İstanbul’un kurucusu Konstantin’in ne sebeple gelip bu sehri bina ettigini, bütün Bizans kayserlerinin İstanbul’da ne kadar ne zaman hüküm sürdükleri ve Ayasofya’nın kimin tarafından insa ettirildigini anlatır. Eski eserlerin dogru rivayetlerini kitabında toplayan Hezârfen Hüseyin Efendi, eserinin dibacesinde, Târih-i Devlet-i Rûmiyye’sinin, Girid seferi münâsebetiyle yazılmıs oldugunu zikreder ki, bu da bize te’lif tarihinin H.1080 (M. 1669) senelerinde oldugunu gösterir. Hezârfen Hüseyin Efendi’ye kitabının tel’ifinde Osmanlı imparatorlugu’nun bas tercümanı Panayot Efendi’nin büyük yardımları olmustur. Hezârfen Hüseyin Efendi seçip kısaltarak tercüme ettigi bu eserde, sair İslâm hükümdarlarının listesini de ilave olarak vermistir. Bilinen tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümü’nde bulunan eser (TY. Nu. 2641) aslında Tenkîhu’t-Tevârih-i Mülûk’un bazı kısımlarının biraz degistirilmis seklinden ibaret oldugundan bir kısım tarihçiler bunu ve Muhtasar Târîh-i Umûmi’yi Tenkîhu’t-Tevârih’ten ayrı eserler saymamaktadırlar

  1. Kâtip Çelebi’nin Takvîmü’t-Tevârihi’ne Zeyl: Eserin bir nüshası Köprülü Kütüphanesi 1064 numarada kayıtlıdır.

 

 

 

KAYNAKÇA

 

 

BAYRAK, Orhan, Osmanlı Tarihi Yazarları, Milenyum Yayınları, İstanbul 2002.

 

İLGÜREL, Mücteba, “Hüseyin Efendi, Hezârfen”, DİA

 

ŞEŞEN, Ramazan, Müslümanlarda Tarih-Cografya Yazıcılığı, İstanbul 1998.

 

BABİNGER, Franz, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, Çev. Coskun Üçok, Kültür Bakanlıgı Yay., Ankara 2000.

 

ÖZDEMİR,Kerim Hezârfen Hüseyin Efendi‘nin ‘Tenkihu’t-Tevarih’ Adlı Eserinin Selçukluların Zuhurundan Osmanlı Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Bölümlerinin Transkripsiyon ve Değerlendirmesi Yüksek Lisans Tezi, Celal Bayar Üniv.Sosyal Bilimler Enstitüsü,Manisa 2007

 

BURSALI,Mehmet Tahir,“Hezârfen Hüseyin Efendi, Dergâh Mecmuası, İstanbul

1337, I/12, 185.

 

UZUNÇARŞILI,İsmail Hakkı,Osmanlı Tarihi, III/2, TTK Yay., Ankara 1954.

 

İLGÜREL,Sevim,Telhîsû’l-Beyân Fi Kavânin-i Âl-i Osman, Haz. Sevim

İlgürel, TTK Yay., Ankara 1998.

“Hazarfen Hüseyin Efendi” hakkında bir görüş

  1. Tarih tahsil etmiş ve dersler vermiş, tarih metodolojisi bilen bir inkılâp tarihçisi olarak çok şey öğrendiğimi söylemek isterim. Kaynakçası ve referansları da oldukça sağlam. Emeğinize sağlık.
    Bununla birlikte tarih tahsil etmeyen özellikle genç arkadaşlarımızın ilgisini çekebilmesi ve daha çok okunması için daha sadeleştirilmiş bir dil, uzun paragraflar yerine daha sade bir biçim önereceğim. 30 yıllık öğretme deneyimime dayanarak naçinazene bir temenni olarak kabul ediniz efendim. Sevgilerimle, bu güzel ve çok faydalı çabanın devamı dileklerimle 💐

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir