Harp Okulu

Ali Fuat Cebesoy

Harp Okulu’nda İlk Gün:
Mustafa Kemal, İstanbul’a gelerek 13 Mart 1889’da Pangaltı’da Harp Okulu’na kaydolundu. İki ay içinde kendisini
tanıtarak sınıfının çavuşu oldu. Şimdi hatıralarıma başladığım yere, Harp Okulu’na dönüyorum. Okula başladığım o cuma akşamını hiç unutmam. Mustafa Kemal önde ben arkada dâhiliyeden çıktık.
Mektebin esas koridoruna geçerken koluma girdi:
– Önce yatakhaneye çıkalım, size yatacağınız yeri göstereyim.
Sonra dershaneye gideriz.
Yatakhanemiz, üst katta Boğaz’a bakan cephenin ortasında idi. Burasını beğendim. Birinci katta cephesi Nişantaşı
istikametinde olan dershanemiz ise, önünde zadegan daireleri olduğu için içeriye az ziya nüfuz edebiliyordu. Bu
yüzden salona “karanlık dershane” adı verilmişti. Mustafa Kemal:
– Dershanemiz karanlık, fakat bizim yüreklerimiz aydınlıktır.
Dedi ve hangi okuldan geldiğimi sordu. Moda’daki Fransız Sen Josef Lisesi’nde okuduğumu söyledim. Sustu,
bir şey daha sormak istediğini, fakat tereddüt ettiğini anladım.
– Galiba, daha başka şeyler de öğrenmek istiyorsunuz.
Tereddüdü geçmişti.
– Askeri idadi derslerinden imtihan verdiniz mi?
– Hepsinden imtihana girdim. Yalnız hesap, hendese vc cebir ^ibi dersleri Sen Josef’te Fransızca okuduğum
için hımhım ait suallerin cevaplarını Fransızca olarak vermek işlediğimi söyledim. İmtihan heyeti ricamı kabul etti.

Birden elimi sıktı

– Çok iyi, çok iyi birbirimize yardımcı olacağız. Merak ettiğim bazı Fransızca eserleri okumak için sık sık lügata
müracaat ediyorum. Bundan sonra sizden faydalanmaya çalışacağım.
Bu sırada çavuş işaretinin üzerindeki san şerit dikkatimi çekti. Neye delalet ettiğini sordum. Meğer Fransızca
imtihanına girmiş, başarı kazanmış, ondan dolayı bu şeridi de ilave etmişler. O zamanlar Türk okullarında yabancı
dil öğrenimi kolay değildi. Kendi kendisine çalıştığı ve büyük gayret sarf ettiği muhakkaktı. Toplamı yedi yüz elli kişiyi bulan birinci sınıfta kendisi gibi dil bilenlerin sayısının parmakla sayılacak kadar az olduğunu söyledi. Sonra:

– Ailenizde asker var mı?

Diye bir sual sordu.

– Ailemizin bütün erkekleri askerdir.
Cevabını verdim. Memnun oldu. Biz konuşmaya devam ederken arkadan:
– Fuat, Fuat!
Diye birisinin bağırdığını duydum. Başımı çevirdim, Mehmet Ali ağabeyim bize doğru geliyordu. Kendisine sınıfımızın çavuşunu tanıttım. El sıkıştılar. Okulun üçüncü sınıfında olan ağabeyim:
– Mustafa Kemal Efendi’yi gıyaben tanıyorum, dedi.
Manastır’dan gelen arkadaşlar çok senasında bulundular. Yeni arkadaşım, medhedilmekten utamyormuş gibi
başını hafifçe önüne eğdi ve öylece teşekkür etti.
Akşam yoklama boruları çalmaya başlamıştı. Ağabeyim bizden ayrıldı. Biz de havuz başındaki yerimizi aldık. Mustafa Kemal Efendi, yine bazı şeyler soruyordu. Yeni bir mübahaseye dalmıştık. Hazır ol kumandasını bu yüzden işitemedim. İşitemediğim için de enseme bir tokat yedim. Kendimi derhal topladım. Yoklamada üç defa:

– Padişahım çok yaşa!
Diye bağırdıktan sonra sınıflar sıra ile camiye gittiler. Mustafa Kemal, o kalabalıkta elimden tuttu, mahcup bir
eda ile:
– Affedersiniz, dedi. Daha önce söylemeyi unuttum.
Hazır ol kumandasında konuşmak kati surette yasaktır. Fakat sana o tokadı vuran dahiliye kolağasısı kabaca hareket
etti. İlk defa olduğu için seni ikaz edebilirdi.
– Üzülmeyiniz, ziyani yok.
Cevabını verdim. Dahiliye Kolağasısı Mustafa Efendi iriyan bir subaydı. Mustafa Kemal, bu subayın ayı lakabı
ile anıldığını söyledi. Sonra Selanik Mülkiye Rüştiyesi’nde Kaymak Hafız diye anılan öğretmenden nasıl dayak
yediğini yana yakıla anlattı:

– Fakat dedi, kendisini çoktan affettim. Mülkiye Rüştiyesi’nden ayrılmamda onun bu kaba ve insafsız hareketi
başlıca rol oynamıştır.

Devam Edecek..

Kaynak.

Sınıf Arkadaşım Atatürk Ali Fuat Cebesoy

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir