Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk

Başlarında hala Tanrı’nın vekili, gölgesi sıfatını taşı­ yan hükümdarlar bulundurmakla birlikte egemenliğini kazanmış uluslar olduğundan söz etmiştik. Gerçekte bu ulusların mensup oldukları devletler, ulusun seçtiği milletvekillerinden oluşan meclislere sahiptirler. Ulusun egemenliğini bu meclisler temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar, devleti temsil eder. Hükümeti kuran yurttaş, görünüşte hükümdar tarafından seçilir. Fakat gerçekte hü­kümet başkanı, ulusun güvendiği, güçlü siyasal partilerin liderleridir; bunların kurdukları hükümetler ulusu ve ülkeyi yönetirler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu açıkladı­ğımız türdeki hükümetler temsili hükümetlerdir ve ger­çekte demokrasi ilkesi yürürlüktedir. Ancak bunlar tam anlamda demokrat hükümetler değildirler.

Demokrasinin tam anlamıyla ülküsü, bü­tün ulusun, aynı zamanda yönetici durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa devletin son iradesinin, ulus tarafından dile getirilip gösterilmesini ister. Ne yazık ki ulusların büyüklüğü, düşünsel eğitim düzeyleri, bu ülkünün uygulanmasında, bu ülküden büsbütün yoksun kalmayı doğuracak önemsizliklerden kaçınmayı da gerektirir. Bu nedenle, demokrasi ilkesinin en çağdaş, en akılcı uygulamasını sağlayan yönetim biçimi Cumhuriyet’tir.

Cumhuriyette son söz, ulus tarafından seçilmiş meclistedir. Ulus adına her türlü yasaları o yapar. Hükümete güvenoyu verir ya da onu düşürür. Ulus, seçtiği milletvekillerinden memnun kalmazsa, belli süreler sonunda baş­kalarını seçer. Ulus; egemenliğini, devlet yönetimine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, bir usul ve tarzda, sınırlı bir süre için seçilmiş bir cumhurbaşkanına verilir. Başbakanı,  o belirler; bakanlar kurulunu oluşturacak bakanlan da, başbakan, milletvekilleri arasından seçer.

Dünyadaki devlet biçimleri, biri ötekine göre kimi ayrımlarla, çok değişir. Bununla birlikte, hepsi genel olarak, ele alıp irdelediğimiz biçimlere indirgenebilir: Hü­kümdarlık, sınıfçılık (oligarşi), halk cumhuriyeti. Kendini belli bir dine bağlayan (teokratik) devlet bi­çimi de vardır. Rus Çarlığı ve Osmanlı Saltanatı böyle idiler. Çar, kilisenin başkanı idi; sultanlar da halife sanını takınmışlardı. Aynı şekilde dini siyasetten ayırmış laik hükümetler de vardır. Amerika,  Fransa, Türkiye Cumhuriyeti gibi.

Hükümdarlıklarda, devlet başkanlığı onuruna kalıt yoluyla gelinir.

Cumhuriyet, milletvekillerinden oluşan meclis ve belirli bir süre için seçilmiş olan devlet başkanıyla, ulusal egemenliğin korunmuşluğunun en iyi güvencesidir. Cumhuriyette, meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve huzurunu düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki ınevkiine belirli bir süre için getiren  irade ve egemenliğin sahibi ulustur. Ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, ulusa hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı sorumluluk ve görevlerini kö­tüye kullandıklarında şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında da işlemesiyle karşı karşıya kalabilirler. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde ulusa hesap verme zorunluluğu, laubali ve keyfi davranışla bağdaştırılamaz. Oysa ki sahip olduğu erk ve yetkinin Tanrı ‘dan geldi­ğine inanan ve yalnız ona karşı öbür dünyada hesap verebileceklerini. varsayan ve devleti, ülkeyi kendisine bırakılmış bir kalıt malikane olarak kabul eden bir hükümdar, kendisini her türlü bağ ve sınırlamanın dışında tutar. Böyle bir yönetimde ulusun benliği, özgürlüğü söz konusu bile olamaz. Bu nedenle yetkileri sınırlandırılmış bile olsa, hükümdarlık yönetim biçimi demokrasiye, ulusal egemenlik ilkesine  uygun değildir. Hükümetin, belirli insanların, sınıfların elinde bulunması da ulus varlığı­nın kesinlikle kabul edemeyeceği bir durumdur. Bütün ulusun çoğunlukla, devlet yönetimine katılmasına engel olan bu sınıfçılık (oligarşi) yönetim biçimi de bir zümrenin kendi çıkarlarını sağlamak için, bütün ulusa ait olan olan egemenliğin zorla ele geçirilmesinden başka bir şey değildir.

Kaynak:

Yurttaşlık Bilgisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir