Bir Rejimin Günah Keçisi Marinus

Burcu Eryılmaz

Su akar yolunu bulur ne kadar güzel bir atasözü değil mi? Bir şekilde hep akacak tarafı bulur su kimi zaman aşındırır kimi zaman ise şekillendirir. Rejimlerde böyledir yada iktidara gelmek isteyen yönetimlerde. Çünkü işi harekete çevirmek gerekir. Dünya tarihi bu ve bunun gibi bir sürü örnekle dolu. Birinci Dünya Savaşının başlangıcına bakalım. Avusturya Macaristan Prensi garip bir suikast sonrasında öldürülüyor üstelik tahta çıkması imkansız olan biri sonrası malum savaş. Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ipini çeken olay 1978 yılında güneybatı İran’ın Abadan şehrinde  bulunan  Reks sinema salonu yangını. Tam 400 kişi hayatını kaybediyor sonrası yine malum distopya  rejimi. Siyasetin devam edebilmesi için bir olay gerekiyor bunun “temiz “ olması açıkçası kimsenin umurunda değil.

1933 yılı Almanya.. Hitler demokratik düzeni altüst edecek şekilde tek kişilik iktidarının yürüyüşünü hızlandırmış durumda. Ama bir şeyler eksik. Ülke korkuların esaretine bırakılmış durumda. 1930’lu yıllarda Avrupa ve Amerika komünizm tehlikesini her fırsatta dile getiriyordu. Özellikle Amerika’da komünizm tehlikesi karşısında Nazizm’i destekleyen iş birlikçilerini görmek bir hayli kolaydı. Buna ebedi ve ezeli Yahudi karşıtlığını eklediğiniz zaman çarklar yerine oturuyor. Henry Ford gibi birçok zengini Hitler’in iktidarını desteklemesi bunun apaçık delilidir. Komünist blok Almanya’da güçlüydü. Konuya tam gelmeden önce Almanya’nın işçi sınıfından biraz bahsetmek isterim. İşçilerin her zaman hakları ve çalışma saatleri bellidir. İşçi sınıfının etkisini Birinci Dünya Savaşının son zamanlarında görebiliriz. İşçiler yaptıkları ayaklanmalar ve grevler ile hayatı işlevsiz hale getirmeyi başarmışlardır. Hatta Alman İmparatorluğunun savaşı kaybetmesinde en büyük etkenin son günlerinde olan işçi ayaklanmasına bağlanır. 1933 yılına gelindiğinde bir önceki kanlı yaz seçimlerinin yarasını saran Komünistler eski güçlerinde olmasa da ayakta kalmayı başarmışlardı. Cumhurbaşkanı konumunda olan eski savaş gazisi Hindenburg  yönetimi elinde tutamayacak kadar durumdaydı.

Hitler o meşhur seçim zaferi konuşmasında bütün Almanya’ya sesleniyordu. Fakat iktidarı ele geçirmenin en önemli yolunun da meclisten yani Reichstag’dan geçtiğini biliyordu. Komünistlerin bitirilmesi lazımdı. Bundan sonrasında malum saat işlemeye başlar. Bu tarz zamanlarda fail diye tabir ettiğimiz günah keçilerini bulmak hiçte zor değildir aslında. Çünkü toplum zaten fitili yakacak kişiyi beklemektedir. Özellikle böyle zamanlarda olayı işleyene dikkat edin. Ya yarı deli bir fanatik yada olaylar hakkında bilgisi bile olmayan biri suçlu ilan edilir. Marinus  van der Lubbe işte bu profile tam uyan biridir.

Marinus Hollanda’lı bir işçidir. Her ne kadar kendisi komünist olsa da hiçbir zaman lider kadrosunda olmayan biriydi. Zor bir yaşamdan gelen Marinus kendi ülkesinde bazı grevlerde aktif rol almış davasına inanan biridir. Yaşamında yapamadıklarının neticesi olarak kendisini Almanya’da bulur. Burada daha aktif siyasi roller üstlenir.

Şubat 1933 yılında Reichstag halen bilinmeyen bir nedenle kundaklanır. Bazı tarihçilere göre bu olay bizzat Marinus tarafından işlenmiştir. Oysa buna dair elimizde halen net delil bulunmuyor. Fakat Marinus’un yapmadığına dair elimizde net bilgiler bulunmakta. Komünist Parti içinde yer alan durumu ve ruh sağlığı bunun en net delili. Olay yaşandıktan sonra Hitler dahil bütün Nazi üst düzey yetkilileri meclistedir. Fiili bir suçlu olmasa bile toplumun kafasına kazınan bilinç suçu ancak komünistlerin işleyebileceğine yönelik algıdır. Özellikle son kanlı seçimler öncesi Hitler iktidara gelememesi halinde ülkenin kaosa gideceğine dair tehditlerini açıkça savurmaktadır.

Komünist Partinin yöneticileri  27 Şubat 1933 gecesi itibariyle tutuklanmaya başladı. Olayı araştıran Göring  derhal Komünist Partinin üyelerini kısa bir zamanda tutuklattı. Sayılarının kısa zamanda 100 Bin olduğu söylenmektedir. Marinus işte bu dönemde tutuklanır. O gün Berlin’de olmadığına dair kayıtlar olmasına rağmen ağır bir işkenceye maruz kalır. Zaten gelgitler içinde olan ruh hali bu olay sonrasında iyice bozulmuş olacak ki olmayan suçunu zorla kabul ettiği söylenmektedir.  Formalite icabı yapılan bir mahkeme sonrasında Marinus suçlu bulunur. 10 Ocak 1934 Tarihinde giyotinle idam edilir.

Marinus’u her ne kadar tarih aklasa da siyasi düşünceler iktidar gelebilmek için her türlü oyunu oynamaktan halen çekinmiyor. Halkı kandırmaya çalışanlar ise her türlü yalanı söylemeye hazır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir